Macron ihalelerde Avrupalı şirketleri öncelemeyi başarabilecek mi
Avrupa Birliği (AB) içerisinde Fransa’da cumhurbaşkanlığına seçilen Emmanuel Macron’un birliğin kamu ihalelerine ilişkin korumacı önerilerinin başlattığı tartışmalar devam ediyor.
Avrupa Birliği (AB) içerisinde Fransa’da cumhurbaşkanlığına seçilen Emmanuel Macron’un birliğin kamu ihalelerine ilişkin korumacı önerilerinin başlattığı tartışmalar devam ediyor.
Geçtiğimiz Pazar günü Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan liberal aday Emmanuel Macron, AB ihalelerinden büyük oranda Avrupa’da üretim yapan şirketlerin pay alması zorunluluğunu savunuyor. Macron’un ekonomi programında yer alan bir maddede, AB’nin mal ve hizmet alımlarının sadece üretiminin en az yüzde 50’sini birlik ülkelerinde yapan şirketlerince sağlanması öngörülüyor.
Macron’un bu önerisi Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 1933 yılından bu yana yürürlükte olan ‘Buy American Act’ adlı yasayı örnek alıyor. Buna göre, ABD’deki federal kurumlar ihalelerde önceliği Amerikan şirketlerine tanımak zorundalar.
Çin’de de mevcut olan bu uygulamaya yönelik Fransa’nın yeni cumhurbaşkanının vaadine, ‘serbest ve sağlıklı rekabet’ ilkesine aykırı bulan İskandinav ülkeleri ve Almanya’nın başında olduğu bazı AB ülkelerinin yanı sıra Avrupa Komisyonu karşı çıkıyor. Komisyonun Finlandiyalı Başkan Yardımcısı Jyrki Katainen, Emmanuel Macron’un talebinin ‘AB’nin kurallarıyla örtüşmediğini’ savunurken, bunun bir tür kota anlamına geldiği görüşünde.
AB’nin ‘kalitesi ve fiyatına bakılmaksızın’ sadece ve sadece üretimi Avrupa’da olduğu için şirketlerden ürün ve hizmet almasının yanlış olduğunu savunan Katainen, birliğin bugüne kadarki kamu ihaleleri ilkelerine de aykırı olduğunu vurguladı.
‘MÜKELLEFLERİN ÇIKARLARI’ DIŞARIDAN ALIMLA MI KORUNUYOR?
AB Komisyonu’nun aynı zamanda rekabetten sorumlu üyesi olan Jyrki Katainen, birlik ihalelerinde coğrafik koşul aranmasının Avrupalı mükelleflerin çıkarlarının korunmasını da zorlaştıracağını savunuyor. Komisyonun küreselleşmeye ilişkin hazırladığı bir raporun sunumunda konuşan Katainen, ihalelere katılacak şirketlerin de ‘eşit muameleye’ tabi tutulması hakkı olduğuna dikkat çekmişti.
BREXİT SONRASI İNGİLİZ ŞİRKETLERİNİN DIŞLANMASI KORKUSU
Fransa’nın 14 Mayıs’ta görevi devralacak yeni cumhurbaşkanının bu vaadinin en fazla endişe uyandırdığı ülkelerden biri ise 2019 yılında AB’den çıkacak olan Büyük Britanya. ‘Buy European Act’ olarak adlandırılan Macron’un önerisinin Brexit sonrasında birçok İngiliz şirketini AB kamu ihalelerinden mahrum bırakacağı yorumları yapılıyor.
Konuya ilişkin The Telegraph gazetesinde yayınlanan bir haberde, “Macron’un bu vaadi büyük oranda Avrupa bloku dışında faaliyet gösteren şirketlerin kapasitesini sınırlayacaktır” yorumu yapıldı. Gazete, Büyük Britanya’nın AB’den ayrılmasına ilişkin olarak Macron’un daha önce sarfettiği ve Brexit’in Britanya’yı diğer ülkeler nezdinde ‘esir konumuna düşüreceği’ yönündeki eleştirisi hatırlatıldı.
The Times’daki bir yorumda ise, AB’nin Fransa’nın öncülük edeceği böylesi bir kuralı hayata geçirmesi halinde başta British Telecom ve Serco olmak üzere çok sayıda İngiliz şirketinin ‘büyük zarar göreceği’ uyarısında bulundu.
ALMANYA’NIN TAVRI EYLÜL’DE DEĞİŞEBİLİR
AB’de özellikle işsizlikle mücadelede önemli görülen Macron’un önerisine yönelik en belirleyici tutum sahibi ülke ise Almanya olacak.
Serbest rekabet ilkesini keskin bir biçimde savunan ve korumacı politikaları reddeden Almanya’da bu durumun Eylül ayında yapılacak federal genel seçimler sonrasında değişme ihtimali az da olsa var. Seçimleri Martin Schulz’un başbakan adaylığıyla katılacak Sosyal Demokrat Parti (SPD)’nin kazanması halinde Fransa Cumhurbaşkanı sıfatıyla Emmanuel Macron’un yalnız kalmayacağı yorumları yapılıyor.
Ancak buna rağmen birçok İskandinav ülkeleri ile diğer birçok AB ülkesinin ikna edilmesinin zor olacağı, zira korumacı ve devletin ekonomilere müdahalesini öngören politikaların uluslararası arenada AB’yi zora sokacağına inanan kesimlerin fazla olduğu biliniyor.