Bütün ideolojik, örgütsel, siyasi gelişmelerin altında, partileşmeyi sağlayan güç olarak silahlı mücadele gerçeği vardır. 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı da ulusal diriliş devriminin başarılmasında, Kürt halkının 12 Eylül rejimine karşı cesaretle mücadele ederek 90’ların başında serhildanlara kalkan bir halk konumuna gelmesinde 15 Ağustos atılımı temelinde yürütülen gerilla savaşının belirleyici rol oynadığı, hiç kimsenin inkar edemeyeceği ve görmezden gelemeyeceği bir gerçekliktir. Gerilla dışında hiçbir mücadele tarzı bu gelişmeleri ortaya çıkartamaz, Kürt halkını 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı bilinçlendirip örgütleyemez ve serhildana kaldıramazdı. Bu şekilde, partinin ideolojik çizgisinin halka taşırılarak kitlelerin eğitilmesinde, örgütlendirilmesinde, darbeler vurarak halkın ulusal diriliş devrimini başarmasında gerilla temelinde yürütülen silahlı direniş belirleyici rol oynamıştır.
PKK, "Halk Savaşı Stratejisini" Temmuz 1981’de Lübnan–Filistin sahasında gerçekleştirdiği I. Parti Konferansında tanımlamıştır. Hem konferansa sunduğu politik raporda hem de konferans konuşmalarında Önder Apo, 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı partiyi yeniden örgütleyerek ulusal direniş mücadelesini yürütmenin temel yöntemi olarak Halk Savaşı Stratejisi’ni geniş bir biçimde izah etmiştir. Bu izah ve bu temelde gerçekleşen I. Parti Konferansı, 12 Eylül rejimine karşı silahlı direniş mücadelesi doğrultusunda hareketin kararlaşma ve bir yürüyüş başlatmasını esas itibarıyla sağlamıştır. Ardından kaleme aldığı “Kürdistan'da Zorun Rolü” kitabında Önder Apo, bu silahlı mücadele stratejisini bütün yönleriyle ve geniş bir biçimde izah ederek tüm kadro ve savaşçı yapısında güçlü bir stratejik ve taktik anlayış geliştirmiştir.
II. KONGRE İLE ÜLKEYE DÖNÜŞ HAREKETİ
PKK’nin 12 Eylül rejimi karşısındaki silahlı mücadele çizgisi, “Kürdistan'da Zorun Rolü” kitabında izah ve ifade edilmiştir. Silahlı mücadelenin ideolojik öncülüğü, örgütsel öncülüğü, kitle temeli, stratejik safhaları, taktik yöntemleri, komuta ölçüleri, eylem biçimler en geniş bir biçimde bu kitapta ortaya konmuştur. Onun içindir ki, PKK 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı silahlı direniş mücadelesine yönelirken güçlü bir teorik anlayışa, sistemli bir mücadele düşüncesine sahiptir. Daha sonra 15 Ağustos’ta gerçekleşen atılım süreci de böyle kapsamlı ve sistemli bir düşünce gücünün pratikleştirilmesi anlamına gelmiştir.
Başta “Kürdistan'da Zorun Rolü” kitabı olmak üzere, Önder Apo’nun 12 Eylül rejimi karşısında PKK’nin izlemesi gereken siyasi, örgütsel ve askeri çizgiyi izah eden kitaplar temelinde kendini eğiten kadroların yeniden ülkeye dönüşünü ve silahlı direniş mücadele sürecine girişini başlatan, Ağustos 1982 yılında yapılan PKK II. Kongresi olmuştur. II. Kongre hem söz konusu kitapları PKK’nin resmi çizgisi olarak benimsemiş, hem de onların hayata geçirilmesini sağlamak üzere ülkeye geri dönüş kararını alıp böyle bir süreci başlatmıştır. PKK’nin böyle bir sürece yönelmesini sağlayan çeşitli etkenler vardır. Kuşkusuz iki yılı aşkın süre yurt dışında, Lübnan-Filistin sahasında yürütülen eğitim ve hazırlık çalışmalarının ulaştığı düzey bunda en temel etkendir. Diğer yandan, Kürt halkının yaşadığı baskı, ezilme, zulüm, bunların hesabını sormak açısından sürekli PKK’yi mücadeleye davet etmiştir.
Böyle bir davette esas etken ise, Diyarbakır zindanında gelişen Mazlum, Kemal ve Hayrilerin öncülüğünde gerçekleşen büyük zindan direnişi olmuştur. İdeolojik olarak 12 Eylül rejimi karşısında zafer kazanan zindan direnişi; partiyi ülkeye geri dönüşe ve 12 Eylül rejimi karşısında pratik direnişi geliştirerek ideolojik zaferi pratik-politik zafer haline getirmeye çağırmıştır. Yine Lübnan-Filistin sahasında ve uluslararası alandaki gelişmeler partiyi böyle bir mücadele içine girmeye yöneltmiştir. İki yılı aşkın süre, 12 Eylül rejiminin yürüttüğü azgın saldırıların artık hızının kesilmesi, belli bir duraksama içerisine girmiş olması da, ona karşı başarılı bir silahlı direniş örgütlemenin koşullarını oluşturmuş, zeminini uygun hale getirmiştir.
Bütün bunları birlikte değerlendiren PKK II. Kongresi, 1982 Eylül'ünden itibaren hazırlanan kadro gücünün silahlı direnişi örgütlemek üzere uygun stratejik dağlık alanlarda mevzilenmeyi sağlama temelinde Kürdistan'a geri dönüş sürecini başlatmıştır. Ülkeye geri dönüşün ciddi zorluklarla ve engellerle gerçekleştiği bilinmektedir. Çünkü, 12 Eylül rejimine karşı ayakta kalabilmek için hiç bilinmeyen, hazırlık yapılmamış olan stratejik alanlarda üstlenme bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. O zamana kadar PKK, büyükşehir ve kasabalarda örgütlenen, mücadele eden, oralarda ilişki ve örgüt yaratan, kadro derleyen bir hareket iken, ülkeye geri dönüşün PKK örgütlenmesinin hiç olmadığı Kürdistan'ı bölen sınırlar üzerinde yapılıyor olması, elbette ki bu zorlukları yaratan esas nedendir. Hiç kimse üstlenilen bu zemini yeterince tanımamaktadır, partinin bu zeminde bir örgütü henüz oluşturulamamıştır. Daha da zor olan mücadeleyi burada yürütmek üzere hazırlanmış hiçbir kadro söz konusu bu geri dönüş alanlarını tanımamaktadır.
ŞAHİN KILAVUZ VE ARKADAŞLARININ ŞEHİT DÜŞMESİ
Ülkeye dönüş, Türkiye-Irak, Türkiye-İran sınır hatlarındaki uygun stratejik dağlık zeminlerde gerçekleşmektedir. Buralarda kısmi siyasi pratik boşluk vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin askeri egemenliği şehir ve kasabalarda olduğu kadar, bu zeminlerde güçlü değildir. Yine 12 Eylül faşist askeri darbesinin ardından, bir hafta sonrasında başlayıp süreklilik kazanan İran-Irak savaşı, hem Türkiye-Irak hem de Türkiye-İran sınırlarında önemli bir askeri boşluk ortaya çıkarmıştır. İşte bunlardan da yararlanarak bu boşluğu değerlendirmek ve buradaki fırsat ve imkanları kullanıp gerillayı örgütlemek üzere bir dönüş söz konusu olmaktadır. Başka türlü özgürlük kuvveti olarak gerillanın mevzilenmesi, ayakta kalması, faşist sömürgeci güçler karşısında kendini koruması mümkün değildir.
Bu anlamda geri dönüşü gerçekleştirmek üzere bir dizi çalışma yürütülmüştür. Bir yandan cüzi olarak KDP ile geliştirilen ittifaka dayanılırken, diğer yandan daha 1980 ortalarından itibaren Mehmet Karasungur yoldaş öncülüğünde Doğu ve Güney Kürdistan'da geliştirilen pratik hazırlıklara dayalı olarak bu geri dönüş gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Gerillanın ülkeye dönüşte yaşadığı zorluklar vardır. Yol kuryesi sorunları büyük zorlanmalara neden olmuştur. Düşman engelleri, ajan faaliyetleri sorunlar yaratmıştır. Bütün bunlara rağmen yine de duyarlı bir çalışmayla başarılı bir geri dönüş gerçekleşmiştir. Grup grup sağlanan geri dönüş içerisinde sadece bir grubun, Şahin Kılavuz yoldaş öncülüğündeki grubun Hezil Çayı'nı geçerken sele kapılarak şehit düşmeleri yaşanmıştır. Bu biçimde 8 yoldaş geri dönüş yolundayken şehit düşmüştür. Bu da mücadelenin ne kadar zorlu geçeceği, engellerle dolu olduğu gerçeğini ortaya koymuştur.
Grubun sorumlusu Şahin Kılavuz yoldaştır. Şahin yoldaş, Ankara Tuzluçayır’dan çok gençken mücadeleye katılan, en son Siverek mücadelesinde aktif bir şekilde yer alan yoldaşlar arasında yer almıştır. Önder Apo’ya bağlılığı ve silahlı mücadele istemi tutku düzeyindedir. Güçlü bir komuta kişiliğine sahiptir. Siverek ortamından parti kararıyla ve biraz da zorla en son uzaklaştırılan arkadaş olmuştur. Siverek’te başarısız kalmayı gururuna yediremediği için bir türlü oradan ayrılmak istememiş, ancak özel bir kararla Siverek’ten alınıp yurt dışına çıkartılabilmiştir. Yurt dışında gördüğü ideolojik ve askeri eğitimle güçlü bir komutanlaşma yaşamıştır. Hem bilinç, hem de pratik başlatmıştır. İlk görevler de bu temelde, coğrafyayı tanımak, halkla ilişkiler kurabilmek, bazı dost çevreler edinebilmek, alt yapı hazırlıkları; gerillanın kendisini koruyacağı, savunacağı sığınıklar, altyapı hazırlıkları oluşturmak üzere belirlenmiştir. 83 baharından itibaren ülkede gerillanın pratik çalışmalarının başlatılması böyle bir planlama çerçevesinde geliştirilmiştir. Çünkü alan ve insanlar tanınmamaktadır, hiçbir ilişki ve imkan yoktur; nerenin ne olduğu bile bilinmemektedir. Silahlı direnişe adım atabilmek için, asgari bir hazırlık çalışması yürütmeye kesinlikle ihtiyaç vardır. İlk adımlar bu hazırlıkları yapma temelinde atılmıştır.
SİLAHLI DİRENİŞ İÇİN HAZIRLIK SÜRECİ
Bu çalışmaların büyük imkansızlıklar içinde geçtiği bilinen bir gerçektir. En küçük bir ilişki imkanı, ilişkiyi değerlendirmekten, pusulalarla, dürbünlerle yol almaya kadar, günlerce, haftalarca, aylarca bir yerlerde gidip bazı çevreleri, coğrafi ortamları tanıyarak, belli bir bilgi düzeyi ortaya çıkarmaya varıncaya kadar oldukça zorlu ve imkansızlıklar içerisinde bir çalışma yürütülmüştür. 83 ilkbahar ve yaz mevsimlerinde Şemdinli’den başlamak üzere Eruh’a kadar, yine Gever'den Doğu sınırından Ağrı’ya kadar belli bir pratik hazırlık, coğrafya ve halkı tanıma, halk ve düşmana ilişkin belli bilgiler edinme temelinde bir çalışma yürütülmüştür. Ardından da daha iç bölgelere dönük benzer çalışmaları yürütmek üzere birimler görevlendirilmiştir. Acemilik, planlamanın soyutluğu, pratik hazırlıkların fazla zaman alması, ilişki ve irtibat sisteminin olmaması bu çalışmaların sonuçlarını değerlendirme ve yeniden planlama yapmayı uzun bir zamana yaydığı için, hızla eylemsel anlamda pratikleşmeye geçilememiştir. Bunun bir sonucu olarak da bu çalışma 83 yılına yayılmıştır. Bu anlamda yapılan hazırlıkları eyleme dönüştürmede bir gecikme yaşanmıştır. Bunun da siyaseten parti hareketimizi 12 Eylül rejimi karşısında zorlaması söz konusu olmuştur. Nitekim bu durum Şubat 1984’te yapılan Parti merkez toplantısında değerlendirilerek, hem Semir'in başını çektiği provokatif tasfiyeci eğilime karşı parti hareketini sahiplenme ve örgütleme anlamında hem de gelişen siyasi ortama cevap verme noktasında daha aktif ve etkin davranılması; örgütsel ve eylemsel çalışmaların hızla geliştirilmesi yönünde bir parti kararlılığına ulaşılarak, daha ileri bir süreci geliştirmek üzere 1984 çalışmaları örgütlendirilmiştir. Parti yönetiminin özellikle provokasyona karşı mücadele ve taktik hattı geliştirme konusunda yaptığı değerlendirmelerin 84 Nisan ayında ülkede pratiği yürüten yönetim ve kadro gücüne aktarılması ardından daha ileri düzeyde bir planlamaya gidilmiştir.
İlk etapta Çukurca ve Uludere gibi alanlarda ajan yapılara karşı şiddet uygulama yönünde bir taktik planlama yapılmış ve bu uygulamaya konmuş olsa da bunun çok fazla bir gelişme yaratmadığı görülünce 84 yılının yaz aylarında yeniden bir arayış içerisine girilmiştir. Burada, 80 öncesi uygulanan taktiğinin 84 yılında, faşist askeri rejim koşullarında fazla siyasi askeri gelişme yaratmadığı pratik olarak görülmüş ve mevcut koşulların gereğine uygun bir taktik planlama ve uygulama içerisinde olmak gerektiği açığa çıkmıştır.
ÜLKEYE DÖNÜŞÜN YOL HARİTASI ÇİZİLİYOR
Pratik tecrübesizlik, koşulların ağırlığı, rejimin zorlamaları, adeta ne yapılacağını karanlıkta el yordamıyla yürürcesine bulmayı ve uygulamayı gerektirmiştir. Parti pratiğimiz böyle bir yürüyüş temelinde ancak gelişebilmiştir.
Bundan sonraki süreç açısından şunları söyleyebiliriz: Haziran ayı sonunda Lolan’da yapılan toplantı 6 kişiyle gerçekleştirilmiştir. Abbas, Cuma ve Fuat arkadaşlarla birlikte, Fatma, Selim ve Ebubekir de bu toplantıya katılmışlardır. Toplantının önemi şuradadır. Bu toplantıda Önder Apo’nun, hem silahlı örgütlenmeyi hem de kitle çalışmalarını yürütecek birimlerin örgütlendirilmesine dair düşünceleri değerlendirilerek, somut örgütsel planlamalara gidilmiştir. Silahlı eylemi yürütecek askeri örgütlenme ile kitle çalışmasını yürütecek, yine silaha ve kırda üslenmeye dayalı kitle çalışmalarını yürütecek silahlı birimlerin örgütlendirilmesi ayrıştırılmıştır. Yani iki esas görev temelinde, iki kol olarak parti gücünün örgütlendirilmesi öngörülmüştür. Bu şekilde bir kol silahlı propaganda takımları biçiminde silahlı direnişi yürütmekten sorumlu olurken, diğeri de gerilla grupları temelinde örgütlenip kasabalar düzeyinde kitle çalışması yürütmekten sorumlu kılınmışlardır. Silahlı propaganda birlikleri olarak üç takımın örgütlendirilmesi ve bu üç takıma yeni bir ismin verilmesi kararlaştırılmıştır. Çünkü yeni bir süreç başlatılacak ve silahlı şiddet içine girilecektir. Bu silahlı şiddetten PKK’nin sorumlu tutulmaması, ona “terörist” damgasının vurulmaması için bu sorumluluğu üstlenecek yeni bir askeri örgütlenme bir ihtiyaç haline gelmişti.
HRK’NİN İLAN BİLDİRİSİNİN HAZIRLANMASI
O zamanki yönetimimizin düşüncesi en azından böyleydi. Bu temelde de üç silahlı propaganda takımından oluşan askeri örgütlenmeye Hêzên Rizgariya Kurdistan (HRK) ismi verildi. HRK, bir büyük eylemle kuruluş bildirisi dağıtılarak kuruluşu ilan edilecekti. Bu çerçevede HRK’nin ilan bildirisi ve afişler propaganda malzemesi olarak hazırlandı. Hozan Sefkan (Celal Ercan) arkadaş Avrupa’dan gelmişti ve ozanlığı yanında çok iyi bir teknik ressamdı da; çeşitli resimler çizdi ve gerillayı propaganda edecek şekilde onları çoğalttı. Diğer yandan bu toplantımız söz konusu silahlı propaganda takımlarının görevlendirilmesi konusunda da bir iskelet ortaya çıkardı, takımları isimlendirdi, yine komutasının önemli bir kısmını görevlendirdi. Agit arkadaş bu toplantıda 14 Temmuz Silahlı Propaganda Takımı’nın komutanı olarak resmen görevlendirildi. Hem geriye kalan örgütsel düzenlemelerin tamamlanması, hem de eylem planlanmasının yapılması, pratik konusunda bilgisi olan arkadaşlarla yapılacak toplantıda netleştirilmeye bırakılarak söz konusu toplantımız tamamlandı. Bu aynı zamanda 15 Ağustos atılım sürecinin başlangıcı anlamına da gelmiştir. Bu toplantıdan ortaya çıkartılan sonuçlar Zap çevresinde, Şikefta Birîndara alanında, Çukurca, Gever, Şemzînan gibi alanlarda faaliyet yürüten gerilla birimlerinin katıldığı geniş bir toplantıda değerlendirilerek planlama tamamlandı. Şikefta Birîndara’daki toplantı silahlı propaganda takımlarının komuta ve savaşçı gücünün tümüyle belirlenmesini gerçekleştirdi. Yine 15 Ağustos eylemlerinin nasıl olacağını belirledi. Pratik sahadan gelenler olduğu için, pratik ortamlara, kasabalara ilişkin bilgiler, belgeler getirmişlerdi, çeşitli resimler, krokiler çizmişlerdi, bunların tartışılması, özellikle Şemdinli’ye ilişkin hazırlanan krokinin tartışılmasından, bir kasaba baskınlarının yapılıp yapılamayacağı fikri ortaya çıktı. Bu görüş genel kabul görünce de HRK ilanının kasaba baskınları biçiminde gerçekleştirilmesi görüşü, karar düzeyine ulaştı. Bunun üzerine de hangi kasabalara yönelik baskın eylemlerinin düzenlenebileceği tartışması yapıldı ve sonuçta; Şemdinli, Eruh ve Çatak kasabaları belirlemeleri yapıldı. Çünkü biz, Botan-Hakkari alanında bir silahlı direniş mücadelesi başlatacaktık. Partimizin kararı ve planlaması böyleydi. Dolayısıyla bu üç kasaba bir direniş zemininin pratikte çizilmesine olanak yaratıyordu. Bu üçgeni eylem alanı yapmalıydık ki, düşman eylemlerin duyulmamasını propaganda araçlarına kontrol koyarak gizlese de, her eylem pratikte çevresine yayılınca, esas olarak hiç olmazsa silahlı direniş yürütmek istediğimiz sahada bu eylemler bu biçimde duyulabilecekti. Kısaca, o zamanki koşullara ve yürütmek istediğimiz silahlı direniş çerçevesine bu kasabaların basılması uygundu. Bu kasabalar aynı zamanda alanın en küçük kasabalarıydılar. O nedenle de bu kasabalara birer takımlık güçle baskın yapmak ve bunu başarıyla yürütmek mümkün olabilirdi. Bu kasabaların küçük olmaları da baskınların buralara yapılması kararının alınmasına kuşkusuz bir etken oldu.
15 AĞUSTOS ATILIMINA DOĞRU
Aynı toplantımız eylem çerçevesini de çizdi. Çünkü gerçekleşecek olan sadece bir eylem değildi; bir dizi, iç içe eylemi gerçekleştirme hedefimiz vardı. Buna göre de beş-altı hedefi içeren birer eylem planlaması oluşturuldu. Bir yandan askeri karakolların basılması, ordunun etkisiz hale getirilmesi, onlara darbe vurulması, diğer yandan adliye depolarının basılıp silah ve mühimmata el konulması, yine hazırlanan HRK kuruluş bildirisinin genişçe kahvelerde, caddelerde dağıtılması, hazırlanan afişlerin yapıştırılması vb biçimde birçok askeri ve siyasi eylemin iç içe birlikte yapılmasını ön gören bir eylem planı oluşturuldu.
Baskınların ardından gelişmeler nasıl olacaktı; orası çok kestirilemiyordu. Acaba ordu nasıl bir tutum içine girecekti? Eğer ürküntü ile küçük karakolları bir arada toplama gerçekleşirse, bu eylemler ardından peş peşe bu bir araya toplanmak istenen bazı karakolların vurulabileceği de ek olarak eylem planına dahil edilmişti.
Eylem zamanlaması olarak 15 Ağustos, yetiştirilebilecek bir zaman olarak seçildi. Zaten Temmuz ayı ortasında böyle bir eylem planlamasına ulaşılmıştı. O nedenle de eylem alanlarına Temmuz sonu ya da Ağustos başında ulaşmak imkansızdı. Bir yandan Eruh’a, diğer yandan Çatak’a ulaşılamazdı. Belki Şemdinli takımı hedefe ulaşabilirdi, -zaten takımın hemen tamamı toplantıya katılan arkadaşlardan oluşuyordu- ama Eruh ve Çatak’a en erken Ağustos'un ortasında ulaşılabilirdi. Farklı bir tarihi de belirlememiz, yazılı belge oluşturmamamız nedeniyle tercih edilmiyordu.
Bütün bu çalışmaları yaparken hiç yazılı belge, talimat hazırlamadık. Çünkü duyulur ve deşifre olur diye endişe duyuyorduk. Öyle ki, her şey sözlü, kulaktan kulağa fısıldar biçimde gizlilikle yapılıyordu. Başarının sırrı olarak gizlilik görülüyordu ve ne olursa olsun bu eylem mutlaka başarılı olmalıydı. Çünkü Siverek direnişi, M. Celal Bucak’a saldırı eylemi başarılı olmamış, daha sonraki süreç başarısız kalıp, silahlı mücadele süreci kesintiye uğramıştı. Bir kere daha aynı akıbeti yaşamamak için mutlaka burada başarılı olmak gerekiyordu. Başarılı olmanın yegane yolu olarak da gizlilik görülüyordu. Gizli bir biçimde yürütülen çalışmalarda eylemleri aynı günde yapabilmek, hata yapmamak için bilinen bir tarihin belirlenmesi gerekliydi. 15 Ağustos, bu anlamda ayın ortası olarak eylem tarihi olması için belirlendi. İş bölümü yapılarak, toplantıya katılanların iş bölümü temelinde bu eylemlerin örgütlendirilmesi yönünde harekete geçildi.
Çünkü hem Eruh hem de Çatak eylemini yapacak komuta toplantıda yoktu; kendi sahalarındaydılar. O komutaya eylem talimatının ulaştırılması, yine eylem için yapılan hazırlıkların materyallerinin verilmesi ve eyleme sevk edilmesi gerekiyordu.
DEVAM EDECEK...
(PKK’nin Serxwebun 30’uncu yıl özel sayısından derlenmiştir)