Meclis’te kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun ilk toplantısı, 5 Ağustos Salı günü yapıldı. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Meclis’te yapılan komisyonun ilk toplantısında usul ve esaslara ilişkin 12 maddelik taslak sundu. Bu taslağın kabul edilmesiyle birlikte ilk toplantı sona erdi.
İkinci toplantısını bugün (Cuma) “kapalı oturum” şeklinde gerçekleştirecek olan komisyonda, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler dinlenecek.
Haftada iki gün toplantı yapma kararı alan komisyon, bütün kesimler tarafından pür dikkat bir şekilde takip ediliyor. İyi Parti hariç, komisyonda yer alan grup üyeleri barış ve demokrasi noktasındaki talepleri ilk toplantıda gündeme getirirken, DEM Parti üyeleri de ‘umut hakkı’nı yeniden gündeme taşıdı.
Komisyonda konuşulanlar, bundan sonra ne olacağı ve yasal anlamda yapılması beklenen değişiklikler, herkeste bir soru işareti oluşturmaya devam ediyor. DEM Parti Komisyon Üyesi Milletvekilli Cengiz Çiçek ile bu soru işaretlerinin yanıtlarını konuştuk.
Uzun süredir konuşulan Meclis Komisyonu’nun ilk toplantısı yapıldı. Bu toplantıda ne konuşuldu ne tartışıldı. Hangi ana başlıklara dikkat çekildi?
Kürt sorunu bağlamında, İYİ Parti hariç Meclis’te grubu bulunan ya da bulunmayan tüm partilerin bir komisyon çatısı altında bir araya gelmesi son derece tarihsel bir öneme sahiptir. Öncelikle bunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekir. Çünkü Kürt meselesine dair çözüm arayışlarında, demokratik bir gelecek hedefinde bu düzeyde geniş bir parlamento temsilini ilk defa bu şekilde görüyoruz. Bu süreci kıymetli kılan da budur.
Halk iradesinin neredeyse yüzde 98’ini temsil eden siyasal bir yelpazenin bu komisyonda buluşması, çok değerli bir adımdır. Bu nedenle tüm tarafların, bu sürecin öneminin farkında olması gerekmektedir. Özellikle demokrasi mücadelesi veren, Türkiye’nin özgür ve demokratik geleceği adına sorumluluk hisseden tüm kesimlerin, bu komisyonun tarihsel rolünü ve meşruiyetini idrak etmesi büyük önem taşıyor.
Buradaki bileşimin, bu yan yana gelişin dağılmadan devam etmesi ve tarihsel rolünü hakkıyla oynayabilmesi için hep birlikte çaba göstermeliyiz. Aynı zamanda parlamentonun dışında kalan toplumsal güçlerin de bu meşru zeminin yanında, arkasında ve omuz hizasında durması; bu mücadeleyi büyütmenin yollarını araması en temel sorumluluklardan biridir.
Komisyonun ilk günü olması sebebiyle, doğal olarak usul ve esaslara dair bir tartışma yaşandı. Komisyonun hangi yöntem ve ilkelerle çalışacağı, nasıl bir yol izleyeceği konuşuldu.
Bildiğiniz üzere, Komisyon Başkanı Numan Kurtulmuş başta olmak üzere tüm partilerin temsilcileri sürece dair genel yaklaşımlarını ifade eden konuşmalar yaptılar. Verilen mesajlara baktığımızda birkaç ortak noktadan bahsetmek mümkün.
Özellikle Numan Kurtulmuş’un konuşmasında dikkat çeken bir yaklaşım vardı: Kapsayıcı, karşısındakini gören, farklılıkları anlamaya ve kucaklamaya özen gösteren bir üslup hâkimdi. Farklılıkları bir zenginlik olarak gören, sorumlu ve bilinçli bir yaklaşım ortaya konuldu. Bu sadece Komisyon Başkanı için değil, tüm partiler için büyük ölçüde geçerliydi.
Elbette ki tüm konuşmalarda tamamen mutabık kaldığımızı söyleyemeyiz. Katılmadığımız ifadeler, tanımlamalar ya da yaklaşımlar da vardı. Ancak bu farklılıklar sürecin doğasında vardır. Asıl önemli olan ise bu tarihsel buluşmaya denk düşen bilinçli, sorumlu bir yaklaşımın sergilenmiş olmasıdır.
Komisyonun bu başlangıcı son derece kıymetlidir. Ancak asıl mesele, bu başlangıca uygun şekilde içerik üretmek ve somut adımlar atmaktır. Bu noktada, milyonlarca yurttaşın geleceğini doğrudan ilgilendiren bu sorunun çözümüne odaklanan; özgürlükçü, demokratik ve barışçıl bir içerik oluşturmak, hepimizin tarihsel sorumluluğudur.
Bu süreç sadece parlamentodaki partilere değil, toplumun tüm kesimlerine ait bir meseledir. Bu nedenle içeriksel ve siyasal olarak bu zemini büyütmek, güçlendirmek ve kalıcı çözümlere dönüştürmek için hep birlikte çalışmak zorundayız.
Bu noktada uzun süredir barış ve demokrasi mücadelesi veren bir partinin üyesi olarak komisyonun ilk toplantısı size umut verdi mi?
2015 yılındaki çözüm süreciyle bugün arasında benzerlikler ve farklılıklar hakkında da kısa bir değerlendirme yapmak isteriz. 2015’ten farklı olarak, bugün neredeyse tüm siyasi partiler -İYİ Parti hariç olmak üzere- hem iktidar hem muhalefet kanadında, bu sorunun artık bir şekilde çözülmesi gerektiği konusunda ortak bir anlayışa sahip. En azından, Kürt sorununa karşı açık bir reddiyeci tutum sergilemiyorlar. Bu durum, oldukça kıymetlidir.
Dolayısıyla, elimizde gerçek anlamda değerlendirilmesi gereken bir fırsat var ve bu fırsatı heba etmememiz gerekiyor. Elbette, partiler arasında farklı yaklaşımlar ve ele alış biçimleri mevcut; bunun biz de farkındayız. Ancak geldiğimiz noktada, Kürt sorunu etrafında bu kadar geniş bir siyasi yelpazenin ve dolayısıyla halk iradesinin yan yana gelmesi, demokratik ve kalıcı bir barış inşa etme noktasında bizlere tarihsel bir sorumluluk yüklüyor.
Bir diğer önemli nokta ise komisyonun isminin kendisinde gizli: 'Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu.' Bu isim, farklı siyasi görüşlerin kendi renklerini taşıyan, kapsayıcı bir anlayışla belirlenmiştir. Yani farklı yaklaşımlar olsa da ortaklaşma konusunda azami hassasiyet gösteren bir siyasal sorumluluk hali, daha ilk anda komisyon ismine dahi yansımıştır. Bu isim, aynı zamanda ortak zemine dair iradenin ve siyasal kararlılığın bir kanıtıdır.
Komisyonun amaç bölümünde de açıkça ifade edildiği üzere, Kürt meselesinde şiddetin devre dışı bırakılarak hukuki ve siyasi zemine oturtulması gerektiği vurgulanmaktadır. Farklı tanımlar olsa da bu ortak anlayış dikkate değerdir. Komisyonun önümüzdeki dönemde yürüteceği çalışmalarla, Kürt sorununun çözümünde gerekli olan yasal düzenlemeleri ve bu düzenlemeleri taşıyacak demokratik zihniyeti oluşturması beklenmektedir. İlk toplantı itibarıyla komisyonun tarihsel sorumluluğu da tam olarak budur.
Bunu şöyle özetlemek mümkündür: Tabiri caizse, bu süreçte ilk iliklenen düğmedir. Nasıl ki 102 yıl önce Cumhuriyet’in inşa sürecinde bazı düğmeler yanlış iliklendi ve o hatalar yıllar boyunca büyüyerek tekrar etti; şimdi ise önümüzdeki yüzyılı gerçekten demokratik bir Cumhuriyet temelinde kurmak istiyorsak, bu defa o ilk düğmeleri doğru iliklemek zorundayız. Bu nedenle komisyonun belki de en temel tarihsel görevi, bu süreci doğru başlatmak ve sağlıklı ilerletmektir.
Komisyon büyük bir heyecanla bekleniyordu. Bu anlamda komisyon hem Kürt halkının hem de diğer halkların, inançların beraber yaşam taleplerine yanıt olacak mı?
Komisyonun öncelikle doğru tarif edilmesi gerekiyor. Elbette ki komisyona dair beklentiler var ve bu beklentiler haklı. Komisyonun toplanmış olması bile, başlı başına tarihsel bir kazanımdır. Bu fotoğraf, tarihi bir gelişme olarak görülmeli ve kıymeti bilinmelidir.
Ancak bu komisyonu, Kürt meselesi ya da genel anlamda demokrasi sorunları bağlamında tüm problemleri çözecek bir yapı olarak değerlendirmek hem komisyona haksızlık olur hem de bu süreci baştan yanlış yönlendirmek anlamına gelir. Komisyon her sorunu çözecek bir yapı değildir; fakat önemsiz de değildir. Aksine, tarihsel önemi son derece yüksek bir yapıdır.
İlk kez parlamentoda ortaya çıkan bu uzlaşı, olgun hava ve ortak iş yapma iradesi, özellikle barış ve demokratik toplum sürecinin sağlıklı yürümesi açısından çok değerlidir. Parlamentonun bu süreçte üstlendiği görev, komisyonun varlığını önemli kılmaktadır. Parlamentonun bu ölçekte sürece dahil olması, meşruiyet açısından büyük bir güç sağlamaktadır.
Eğer siyaset kurumu, toplumsal sorunları çözmek gibi asli işlevini yerine getirecekse, bu komisyonun oluşumu bir fırsattır. Topluma, doğaya, emekçilere ve halklara yabancılaşmış siyaset anlayışı, bu süreçle birlikte gerçek varlık gerekçesine daha yakın bir konum alabilir. Siyaset, toplumun sorunlarını çözme ve ilişkilerini düzenleme sanatıdır. Bu sürecin başarısı ise ortak bir çabanın ürünü olacaktır.
Elbette beklentiler yüksek; bunun da farkındayız. Ancak komisyon, teknik bir komisyon değildir. Sadece yasama süreçlerine katkı sunacak bir yapı olmanın ötesinde, daha geniş bir perspektife sahiptir. Kanun tasarısı hazırlamak gibi görevler elbette önemlidir; ancak tek işlevi bu değildir.
Komisyonun görevi, süreci yalnızca yasal zemine oturtmakla sınırlı olmamalıdır. Aynı zamanda toplumsal meşruiyeti güçlendirecek, sivil toplumla ilişkiler kuracak, toplumsal mücadele gruplarıyla bağ kuracak bir şekilde genişletilmelidir. Gerektiğinde ilgili taraflarla, siyasal aktörlerle -örneğin Sayın Öcalan’la İmralı’da yapılabilecek görüşmeler gibi- temas kurma sorumluluğunu da taşımalıdır.
Yani komisyonun sadece yasa tasarısı üretmesi değil; aynı zamanda demokratik zihniyet dönüşümüne katkı sunması gerekir. Bu yönüyle komisyonun çalışmaları, hem siyasi hem toplumsal hem de zihinsel bir dönüşümün parçası olabilir. Gerçek demokratik dönüşüm, doğru yasal düzenlemelerle mümkündür. Bu, aynı zamanda siyasetin kendini tanımlama biçimidir.
Ancak bu süreç sadece komisyon üyelerine ya da komisyonda temsiliyet bulan partilere bırakılmamalı. Demokratik toplumun tüm örgütlü güçleri -sivil toplum kuruluşları, akademi dünyası, kadın ve gençlik hareketleri, emek örgütleri- sürecin bir parçası olmalıdır. Bu komisyonun çevresinde güçlü bir toplumsal destek ağı oluşmalı ve demokratik, barışçıl çözüm için aktif rol üstlenmelidirler.
Bu dönem, Kürt sorunu etrafında yürütülen tartışmaların; Türkiye’deki yüzyıllık tekçi, inkârcı ve antidemokratik yapının dönüşümüne katkı sağlayacak tarihsel bir başlangıç olduğunun bilinciyle ele alınmalıdır. Bu ilk adımlar, sadece parlamentodaki aktörlerin değil; tüm toplumun meselesi olmalıdır. Parlamento dışındaki siyasi yapılar, kadın örgütleri, gençlik hareketleri, sosyalistler, demokratlar, liberaller, cemaatler, emek örgütleri -kısacası tüm toplumsal güçler- bu süreci sahiplenmeli ve demokratik çözümün öznesi olmalıdır. Ancak bu şekilde, gerçek anlamda demokratik bir çözüm hattı inşa edilebilir.
Aksi hâlde, sürecin yalnızca devletin ya da iktidar bloğunun 'reel politika' zorunluluklarıyla başlatıldığını kabul etmekle yetinirsek, bu sürecin koşullar değiştiğinde kolaylıkla sona erebileceğini de göz önünde bulundurmak gerekir. Eğer bu süreç sadece Ortadoğu’daki gelişmelere bağlı olarak ortaya çıktıysa, ilerideki olası değişimlerde bu kazanımlar da geri alınabilir.
Bu yüzden süreci sadece devletin stratejik ihtiyaçlarına indirgemek doğru olmaz. Şimdi ortaya çıkan nesnel ve öznel koşullar, Kürt sorununun çözümü açısından tarihsel bir fırsattır. Bu fırsatı; halkların özgür, eşit ve demokratik geleceğine dönüştürmek tüm toplumsal güçlerin ortak sorumluluğudur. Diyalog ve müzakere zeminini güçlendirmek, bu süreci geniş toplumsal katılımla desteklemek zorundayız.
Dönem, sadece bekleyip izleme dönemi değil; döneme aktif olarak katılma, inisiyatif alma ve süreci birlikte şekillendirme dönemidir. Bizce de bu sürecin öznesi, halkın ta kendisi olmalıdır.
Önder Apo, Meclis’te kurulacak komisyonu neredeyse her görüşmesinde dile getirdi. Bu sürecin de önemli adımlarından biri oldu. Herkesin dikkatle takip ettiği komisyon, bundan sonra nasıl bir işleyiş içinde olacak? Halka güven verecek somut adımlar ne zaman atılacak?
Komisyon, her ne kadar tüm süreci tek başına yürütecek bir yapı olmasa da son derece önemli bir işlev üstlenmektedir. Nitekim sizlerin de sorunuzda belirttiğiniz gibi, Sayın Abdullah Öcalan bu komisyona 'tam yetkili kılınmış komisyon' diyerek tarihsel bir rol atfetmişti. Çünkü Sayın Öcalan, sadece bu süreçte değil, önceki çözüm süreçlerinde de parlamentonun tamamının sürece dahil olmasını oldukça önemli görmüştür.
Bunun birkaç temel nedeni vardır. Birincisi, sürecin meşruiyetini artırmak açısından parlamentonun dahil edilmesi elzemdir. Zira parlamento, halk iradesinin somutlaştığı yerdir. Bu bağlamda parlamentonun sürece katılması, aynı zamanda ona oy veren milyonlarca insanın, farklı halkların da bu sürecin bir parçası olması anlamına gelir. Hem yasal hem de meşru zeminin güçlenmesi açısından bu son derece önemlidir.
İkinci ise, sürecin siyasal boyutunun doğru yönetilebilmesi için parlamentonun ilgili aktörleri dinlemesi, onların çözüm önerilerini dikkate alarak ilerlemesi gerekmektedir. Çünkü bu sorunun nesnel olarak iki tarafı vardır. Eğer bu meseleye demokratik bir perspektifle yaklaşacaksak, sadece Kürt halkının özgürlük mücadelesini değil, aynı zamanda tüm Türkiye halklarının demokratik geleceğini de konuşmalıyız. Bu, Türkiye’deki demokratik dönüşüme katkı sağlayacak, siyasal iklime pozitif yansıyacak bir adımdır.
Komisyon çalışmalarını yürütürken yerleşik alışkanlıklardan uzak durmalı, ezberleri aşmalı ve cesur, kapsayıcı adımlar atabilmelidir. Örneğin, Sayın Öcalan bu komisyonla yüz yüze görüşmek istediğini defalarca ifade etti. Bu görüşmelerde, belki de ilk kez bazı öneri ve değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaşma imkânı bulacaktır.
Nasıl ki bu hafta cuma günü komisyon; Milli Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı ve MİT Başkanı’nı dinleyecekse, aynı şekilde Kürt siyasetinin önde gelen temsilcileriyle özellikle Sayın Öcalan başta olmak üzere, görüşme yolları da aranmalıdır. Komisyon, sürecin bütün taraflarını dinleyen ve çözüm önerilerini dikkate alan bir yerde durmalıdır.
Komisyon her hafta düzenli olarak toplanacak ve ihtiyaç halinde haftada iki ya da üç kez bir araya gelecektir. Özellikle yasa hazırlıklarına ilişkin süreçlerde kararlar, üye tam sayısının beşte üçü çoğunluğuyla alınacaktır. Bu durum, komisyonun ne kadar ciddiyetle çalıştığını ve ortaya çıkacak yasa tekliflerinin nitelikli çoğunlukla şekilleneceğini göstermektedir.
Beşte üç çoğunluk, aynı zamanda sürecin toplumsal ve siyasal meşruiyetini artıracak bir uzlaşmanın göstergesidir. Komisyonun 12 maddelik çalışma usul ve esasları da uzun tartışmalar sonucunda oy birliğiyle kabul edilmiştir. Bu da temsiliyeti bulunan tüm partilerin uzlaşı içinde hareket ettiğini ortaya koymaktadır.
Ancak asıl önemli olan, bu komisyonun faaliyetlerinin yalnızca Kürt sorunu değil, Türkiye'nin köklü toplumsal ve siyasal meselelerine çözüm üretme amacıyla değerlendirilmesidir. Bu odaktan uzaklaşmak, sadece siyaset kurumuna ve parlamentoya değil, aynı zamanda Türkiye’deki milyonlarca insanın demokratik ve özgür geleceğine de ciddi zararlar verir.
Komisyonun bu sorumluluğun farkında olarak hareket edeceğine inanıyoruz. DEM Parti olarak, komisyon çalışmalarında üzerimize düşen sorumluluğu büyük bir ciddiyet ve hassasiyetle yerine getireceğimizi şimdiden belirtmek isteriz. Herhangi bir anlaşmazlıkta arabulucu, uzlaştırıcı ve kurucu bir rol oynamaya hazırız. Diyalog ve müzakereyi siyasetin vazgeçilmez değerleri olarak görüyoruz ve bu değerlere sadık kalacağımızı da açıkça ifade ediyoruz.
Son olarak, Sayın Öcalan’ın süreçle ilgili en çarpıcı sözlerinden biriyle bitirmek isterim: 'Bu topraklar artık demokrasiyi hem hakkı hem de görevi bilenlerin yaşadığı topraklar olacaktır.'