BM 80 yaşında: Yenilenme mücadelesinde sivil toplumun söz hakkı olmalı
BM’nin kuruluş ilkesi olan “biz halklar” ifadesinin yeniden anlam kazanabilmesi için sivil toplumun sürece acilen dahil edilmesi gerekiyor.
BM’nin kuruluş ilkesi olan “biz halklar” ifadesinin yeniden anlam kazanabilmesi için sivil toplumun sürece acilen dahil edilmesi gerekiyor.
Birleşmiş Milletler’in 80. kuruluş yıldönümü, savaşların, iklim krizinin ve fon kesintilerinin gölgesinde derin bir meşruiyet kriziyle karşılanıyor.
New York’ta devlet başkanlarının konuşmalarıyla süren BM Genel Kurulu, örgütün tarihindeki en büyük krizlerden birine sahne oluyor. Gazze’de İsrail’in soykırım işlediğini belirleyen BM Komisyonu’nun kararının ardından İsrail’in Katar’a yönelik bombardımanı, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı ve Polonya ile Estonya hava sahasına yönelik saldırılar, Myanmar ve Sudan’daki çatışmalar, BM’nin barış ve güvenlik vizyonunu gölgede bırakıyor.
ABD yönetiminin çok taraflılığı terk ederek ikili anlaşmalara yönelmesi ve bağışları kesmesi, 2015’te kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni de çıkmaza soktu.
FON KESİNTİLERİ VE 2026’DA YÜZDE 20 BÜTÇE KISINTISI
BM’nin 80. yılına özel başlatılan “UN80” reform süreci, esasen bir kemer sıkma programına dönüşmüş durumda. ABD’nin yaklaşık 1,5 milyar dolar, Çin’in ise 600 milyon dolara yaklaşan aidat borçları, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerin de bütçe kesintileri, örgütü büyük bir mali krize sürüklüyor.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, kaynak yetersizliği nedeniyle 18 faaliyetin hayata geçirilemeyeceğini açıkladı. Özellikle Filistin, Sudan ve Ukrayna’daki insan hakları soruşturmaları neredeyse durma noktasına geldi. 2026’da planlanan yüzde 20’lik bütçe kesintisi, 35 bin kişilik BM kadrosunda yaklaşık 7 bin çalışanın işten çıkarılması, bazı ofislerin kapanması ve kurumların birleştirilmesi anlamına geliyor.
Kesintiler özellikle insan hakları alanını hedef alıyor. Zaten en az finanse edilen bu alandaki daralma, İnsan Hakları Konseyi oturumlarının kısaltılmasına yol açıyor. Bu da sivil toplumun söz hakkını ve insan hakları ihlallerinin denetlenmesini daha da zayıflatıyor. İnsan haklarını sistematik olarak ihlal eden devletler ise bu ortamdan fayda sağlıyor.
SİVİL TOPLUMUN DIŞLANMASI TEHLİKESİ
BM süreçlerine erişimi halihazırda sınırlı olan sivil toplum, reform tartışmalarında da dışarıda bırakılıyor. Geçen yılki “Gelecek Zirvesi” dahil birçok süreç, katılım imkânı tanımadı. Sivil toplumun BM’de bir özel temsilci (civil society envoy) atanması gibi düşük maliyetli önerileri de dikkate alınmadı.
Uzmanlara göre, BM’nin geleceği üzerine kararların yalnızca devletler ve bürokratlardan ibaret kalması, örgütün daha da devlet-merkezli ve etkisiz hale gelmesine yol açacak. BM’nin kuruluş ilkesi olan “biz halklar” ifadesinin yeniden anlam kazanabilmesi için sivil toplumun sürece acilen dahil edilmesi gerekiyor.