Kımran: Meclis’te kurulan komisyon yeni bir mücadele alanıdır

Meclis'te kurulan komisyonu bir “mücadele alanı” olarak tanımlayan Namık Kımran, sokak hareketi ve emek dayanışması olmadan sürecin eksik kalacağını, sol ve demokrat muhalefetin ortak zeminde buluşmasının ise barışın anahtarı olacağını vurguladı.

Kürt sorununun çözümü için Meclis’te kurulan komisyonun, Kürt halkının eşit yurttaşlık ve ulusal demokratik haklar temelinde şekillenmesi gerektiğini belirten yazar Namık Kımran, bu taleplerin toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi yoluyla demokratikleşme sürecinin ön koşulu olmak zorunda olduğunu vurguladı.

Kürt halkının on yıllardır süren eşitlik ve özgürlük mücadelesinin, Türkiye’nin yeni anayasa sürecinde kilit rol oynadığına dikkat çeken Kımran, şunları belirtti: “Kürt halkının eşitlik ve özgürlük mücadelesi, Türkiye siyasetinde önemli bir dönemeçtedir. Komisyon, uzun süren mücadelelerin sonucu olarak kuruldu ve bu kazanımların arkasında ciddi bir emek ve direniş var. Komisyon sadece bir tartışma platformu değil; aynı zamanda aktif bir mücadele alanı olacak.

Kürt halkının temsilcileri, demokratlar ve sosyalist bileşenler burada komisyonda aktif yer alıyorlar. CHP, saray rejiminin baskısına rağmen klasik tutumunun dışına çıkarak farklı bir pozisyon sergiliyor. Komisyonun, Türkiye ve Kürdistan gündemini tartışması ve kamuoyunda geniş yankı bulması önemli bir gelişme olacaktır.

‘SOKAKLAR, SENDİKALAR VE EMEK HAREKETLERİYLE PARALEL YÜRÜYEN BİR SÜREÇ OLMALI’

Komisyonun kurulma amacı sadece buradaki çalışmalarla sınırlı kalmamalı. Toplumsal hareketlerle bu amaç desteklenmediği sürece sınırlı bir etkiye sahip olur. Sokaklar, sendikalar ve emek hareketleriyle paralel yürüyen güçlü bir örgütlenme süreci olmalı ki komisyonun sesi toplumda karşılık bulabilsin. Kürt siyaseti ve sol demokratların, anayasa tartışmaları gibi talepleri somut olarak ortaya koyması gerekiyor. 

Türkiye toplumu, 1984’ten bu yana devam eden çatışmaların ardından artık Kürt sorunun çözülmesi bekleniyor. Ancak bu mücadele bitmedi. Etnik ve sınıfsal ayrımlar devam ediyor. Kürt halkı ve Türk emekçi çocukları, ırkçılıkla beslenerek savaşa sürülüyor. Bu savaşın tek kazananları ise egemen sınıflar oluyor. Kürt halkı bu mücadelede büyük bedeller ödedi ve önemli kazanımlar elde etti. Ancak egemenlerin düzenleri sürmeye devam ediyor. Mevcut düzen artık sürdürülemez bir hal aldı. Dünya çapında altüst oluşlar yaşanıyor; bu kargaşadan ne çıkılacağı ise belirsiz.

Kürt halkı örgütlü ve iradeli; seçeneksiz değil. Bu yüzden bu egemen zihniyet görüşme zorunluluğu duyuyor. Bu süreç, bölünme ve paranoyadan kurtulma anlamına da gelir. Bir noktada, haklı mücadelenin ulusal demokratik hakları güvence altına alan ve Türk halkının da kabul edeceği eşit yurttaşlık temelinde ilerlemesini zorunlu kılıyor.

Kardeşlik söylemleri ne kadar güzel olsa da esas olan eşit yurttaşlık, eşit haklar ve kolektif ulusal demokratik hakların tanınmasıdır. Bu, Kürtlerin cumhurbaşkanı olması gibi sembolik değil; birlikte, eşit haklarla yaşama temelidir.”

‘HERKESİN EŞİT YURTTAŞLIK VE DEMOKRATİK BİR ZEMİN TALEP ETMESİ GEREKİYOR’

Kımran, Türkiye’de mücadelenin bitmediğini, eşitlik sağlansa bile Türkiye’nin sosyal sorunlarının ortadan kalkamayacağını belirterek, şöyle devam etti:

“Yangınlardan sahte diplomalara, emek sömürüsünden diğer pek çok probleme kadar sayısız sorun var. Bu sorunların tamamın tarafı; Kürt, Türk, Alevi, Sünni fark etmeksizin Türkiye’de yaşayan emekçilerdir. Herkesin eşit yurttaşlık ve demokratik bir zemin talep etmesi gerekiyor.

Burada kastettiğimiz, sosyalizm mücadelesini sürdürmek ve eşitlik ile sömürüsüz bir dünya hedefiyle birleşen bir perspektif sunmaktır. Ancak zorluk, Türk halkının şovenizm zeminini aşmak zorunda olmamızdır. Aynı zamanda, demokratlar, sosyalistler ve Kürt özgürlük hareketi içerisinde yer alanlar arasında da bu konuda farklı görüşler bulunuyor. Bunları anlayış ve yapıcılıkla ele almak, ikna süreçlerini işletmek ve katılımı artırmak şarttır. Toplumsallaştıkça mücadelenin zemini güçlenir.

CHP’ye yönelik operasyonlar ve muhalefeti hizaya çekme çabaları sürerken, diğer yandan barış görüşmeleri de gündemde. Bu süreç, sadece Kürt Özgürlük Hareketi, demokratlar ve sosyalistler için değil; rejimin baskılarına maruz kalan tüm kesimler için önemlidir. Parçalanmadan, birbirinin hakkını gözeterek bir arada durmak gerekiyor. Aksi halde, rejimin oyununa gelmiş oluruz.

Mardin Büyük Şehir Belediyesi Eş Başkanı Ahmet Türk’ün, kayyum atamalarıyla ilgili olarak kendi belediyesi için yöneltilen ‘İade edilse ne yaparsınız?’ sorusuna verdiği yanıt önemlidir: ‘İstanbul’da kayyum varken bizim belediyemizin iade edilmesinin bir anlamı yok.’ Bu basit ama derin yaklaşım, CHP’li belediyelerin durumunda da geçerlidir. Bu anlayışla hareket edildiğinde, bu işin zemini oluşabilir.

Yine, KCK Eş Başkanı Bese Hozat’ın ‘Diyarbakır’da demokrasi, İstanbul’da faşizm olmaz’ sözü çok anlamlıdır. Bu, Türkiye’nin siyasi gerçekliğine dair önemli bir tavrın ifadesidir.”