TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ikinci toplantısının, oy birliğiyle kapalı gerçekleştirilmesi ve tutanakların da on yıl boyunca yayınlanmaması kararı alındı. İlk toplantıda adı değişen komisyonda, 12 maddelik çalışma usul ve esasları da oybirliğiyle kabul edildi.
31 Aralık 2025’e kadar çalışmalarını sürdürecek komisyonun ilk toplantısının DEM Parti tarafından nasıl değerlendirildiğini ve önümüzdeki süreçte komisyondan neler beklediklerini, DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Mahfuz Güleryüz yanıtladı.
Güleryüz, öncelikli olarak komisyondan “yol temizliği” işlevi görecek yasal düzenlemeler konusunda adım atmasını beklediklerini dile getirdi. Ayrıca DEM Parti’nin sahada yaptığı Barış ve Demokratik Toplum buluşmalarına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Güleryüz, halkta Önder Apo’ya yönelik muazzam bir güven olduğunu aktardı.
‘KOMİSYONUN ÇOĞULCU BİR YAPIYA SAHİP OLMASI ÖNEMLİ’
Mahfuz Güleryüz, komisyonun bazı eksiklerine rağmen tarihi bir adım olduğunu ifade ederek, ayrıca komisyonun çoğulcu bir yapıya sahip olmasının da çok önemli olduğunu vurguladı:
“Komisyonun oluşumunu, süreç açısından çok önemli bir aşama olarak görüyoruz. Çünkü komisyon, Türkiye tarihinde Kürt sorununa çözüm arayışı bağlamında ilk kez resmî olarak oluşturulmuş bir yapı. Dolayısıyla bu yönüyle hakikaten tarihsel buluyoruz. Tabii ki biz, bu komisyonun oluşması sürecinde çeşitli öneriler yapmıştık. Mesela, Meclis Başkanı’nın inisiyatifinde oluşan bir komisyon şeklinde olması değil, yasayla kurulmuş olması yönünde öneri yapmıştık. Bu tarz eksiklikler ve yetersizlikler olmakla birlikte komisyonun kurulmuş olması, Türkiye’de önemli bir evredir, diye değerlendiriyoruz.
Numan Bey’in komisyonun açılışı vesilesiyle yapmış olduğu konuşma önemli ve tarihseldi. Özellikle referans noktaları çok çok önemliydi. Örneğin, Nazım Hikmet, Ehmedê Xanî ve Mehmet Akif'i örnek vermiş olması, bu toplumun çoğulculuğunun da aslında bir göstergesi ve kabulü olarak değerlendirilebilir. Çünkü bu referans noktaları, hakikaten bugüne kadar böyle resmi bir toplantıda telaffuz edilmiş değil. Elbette geçmiş dönemde Tayyip Erdoğan ya da devletin çeşitli yetkilileri bu tarz referanslar verdi; böyle örnekler var. Ama bu referansların, meselenin çözümüne ilişkin oluşturulmuş bir komisyon toplantısında ve o komisyonun huzurunda edilmiş olması önemliydi.
Ayrıca, bu komisyonun çoğulcu bir yapıya sahip olması çok çok önemliydi. Sayın Öcalan’ın bu konuda yapmış olduğu açıklamalar da komisyonun böylesi bir karaktere sahip olması yönündeydi. DEM Parti olarak bizim de komisyonun mutlaka parlamentonun bütün renklerinden ve bütün temsiliyetlerinden oluşması gerektiğine ilişkin önerilerimiz vardı. Dolayısıyla bu yönüyle de çok olumluydu.
Evet, bir iki parti bu sürecin dışında kalmak istedi. Keşke böyle olmasaydı ve bütün partiler yer almış olsaydı; ama parlamentodaki hemen hemen her parti yer almış oldu. Dolayısıyla bunu da göz ardı etmeyen bir yerden değerlendirme yapmak lazım. Bu ve benzeri açılardan, bu komisyonun önemli bir işlev göreceğini, önemli bir çalışma süreci yaşayacağını ve Kürt sorununun çözümü ile Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda çok değerli bir katkıya sahip olacağını tahmin ediyor, düşünüyor ve böylesi bir beklenti içinde bulunuyoruz.”
‘SÜREÇ BİRAZ SOMUTLUK KAZANMAYA BAŞLADI’
Güleryüz, komisyonun 1 Ekim’den bu yana devam eden süreç boyunca devletin attığı en somut adım olarak değerlendirilebileceğini ifade ederken, DEM Parti’nin komisyona dair beklentilerini de şöyle anlattı:
“Komisyonun bu süreçte kurulmuş olmasını, 1 Ekim süreciyle başlamış olan dönem açısından devletin attığı ilk somut adım olarak değerlendirmek mümkün. Bu yönüyle de süreç, biraz somutluk kazanmaya başladı diyebiliriz.
Komisyon, çalışma esaslarını belirledi ve bunu kamuoyuna da deklare etti. Önemli olan, bunun sağlıklı bir şekilde işletilmesidir. Eğer bu sağlıklı bir şekilde işletilirse, sadece komisyona katılan isimlerden müteşekkil bir yapı olmayacağını anlıyoruz. Zira bunun alt komisyonlarının da yani komisyona bağlı çalışabilecek çeşitli çalışma ekiplerinin de kurulmasının karar altına alınması görüşü var. Dolayısıyla böyle bir karar verilir ve ekipler kurulursa, bu ekiplerin başta Kürt sorunu olmak üzere antidemokratik uygulamaların hepsine dair çeşitli hazırlıklar ve yeniden düzenleme amaçlı çalışmalar yapmalarının önü açılmış olur.
Biz, Kürt sorununu hemen bugünden yarına çözülecek bir mesele olarak addetmiyoruz; öyle olmayacağını da biliyoruz. Ham hayalci bir yaklaşımımız söz konusu değil. Ama bu meselenin çözülebilmesinin çeşitli gereklilikleri var. Bugüne kadar ne Sayın Öcalan ne de Sayın Öcalan'ın Hareket’i, şartlardan, koşullardan bahsetti. Meseleyi bu düzlemde ele almak doğru; ama bu sürecin demokratik teamüller çerçevesinde yürümesi ve sorunsallık teşkil eden alanlara ilişkin çalışma yürütmesi ve iradesini ortaya koyması lazım. Eğer böyle olursa, komisyon Türkiye'nin bu girift ve yüzyıllık hikayesine mal olmuş bu sorunu çözme iradesi ortaya çıkarabilir.
Dolayısıyla komisyondan beklentimiz, yeni yasama yılına giderken ilk etapta belki bu sorunun çözümü için ‘yol temizliği’ niteliği taşıyabilecek yasaların çıkarılması meselesidir. Hatta öncelikle yönetmelikler ve mevzuatların düzeltilmesi lazım. Çünkü beğenmesek de bir kanun ve anayasa var; ama son yıllarda özellikle mevzuat ve yönetmeliklerle bunlar da ilga edilip devre dışı bırakılmış durumda. Bütünüyle keyfiyete dayalı bir yönetim mekanizması oluştu. İlk etapta bunların ortadan kaldırılması gerekli. Anayasa Mahkemesi'nin ve AİHM kararlarının uygulanması lazım. Başta bunların değişimi dönüşümü olmak üzere, yasalarda ve kanunlarda yapılacak değişikliklerin bir an önce yapılmasını bekliyoruz. Yeni yasama yılına yetiştirilmesini umut ediyoruz.”
‘HALKTA, ÖCALAN’A KARŞI MUAZZAM BİR GÜVEN VAR’
Mahfuz Güleryüz, uzun zamandır halkla yaptıkları Barış ve Demokratik Toplum toplantılarında ortaya çıkan eğilime dair de değerlendirmelerde bulundu. Güleryüz, şunları aktardı:
“Sayın Öcalan'ın 28 Aralık’ta yapılan toplantıdan sonra kamuoyuna açıklamış olduğu 7 maddelik çağrısının hemen ardından 40’a yakın merkezi toplantı aldık. O toplantılarda esas hedefimiz, başta yönetimlerimiz olmak üzere partimizin aktif çalışan kesimine ulaşmak ve Sayın Öcalan'ın çağrısını doğrudan onlarla tartışmak amaçlıydı. Dolayısıyla yaklaşık 5 bin kişiyle biz bu süreci tamamlamış olduk.
İkinci süreç, Sayın Öcalan'ın 27 Şubat açıklamasından hemen sonra başladı. O süreçte de 101 toplantı gerçekleşti. O toplantılarda yaklaşık 55-60 bin insanla bir araya geldik. O toplantılarda özellikle Sayın Öcalan'ın 27 Şubat tarihli açıklamasını ve çağrısını toplumla buluşturmayı hedefledik. Hem kendi yapımıza hem de genel toplumsal bütün kesimlere ulaştırmayı hedefledik. Bu, emek ve meslek örgütlerini, demokratik kitle örgütlerini, siyasi partileri, yöre derneklerini hedefleyen bir çalışma programıydı. Bütün bu süreci, başta parti yapımız olmak üzere toplumun bütün dinamiklerine taşımayı hedefledik.
Üçüncü aşama, özellikle PKK'nin Sayın Öcalan'ın çağrısına icabet ederek kongresini toplayıp silahlı mücadele dönemini sonlandırdığını ve kendini feshettiğini ifade etmesinden sonra başladı. Bu dönemde de biz 2 bin toplantı yaptık ve bu çerçevede de 250 bin kişiyle buluşmalar gerçekleştirdik. Yine toplumsal bütün dinamikleri esas alan ve bu süreci bir bütün olarak toplumsallaştırmayı, toplumsal bir bilince dönüştürmeyi ve örgütlü mücadeleyi bu manada dönüştürmeyi hedefleyen toplantılar aldık. Ve sadece kent merkezlerinde değil, ilçelerde, mahallelerde, köylerde, mezralarda, hatta evlerde bunu tartışan ve çok yoğun bir şekilde anlatmaya çalışan bir sürece dönüştürdük.
Sadece DEM Parti olarak değil, özellikle demokratik kurumların hemen hemen hepsiyle; Kürt siyasetinin bütün bileşenleri, kadın örgütleri, tutuklu aileleri derneği, yakınlarını kaybetmiş ailelerin derneği, kültür kurumları, hukuk kurumları -yani demokratik kurumlar diye tarif ettiğimiz bütün kurumların yöneticileri ve çalışanları- bu sürece aktif bir şekilde dahil oldu ve bu tarihsel sorumluluğun gereğini yerine getirmeye çalıştı. Bu açıdan hakikaten tarihsel bir süreçti.
Bu toplantılardan çıkan çok çarpıcı olan iki nokta vardı. Birincisi, özellikle halkta Sayın Öcalan'a muazzam bir güven duyulmasıydı. Sayın Öcalan'a yönelik muazzam bir güvenin olduğunu çok çarpıcı bir şekilde bir kez daha gördük. Bizim açımızdan bu sürpriz değildi; ama gerçekten bunu gören Türkiye toplumu ve siyaset mekanizması, bu kararlılığın ve bu iradenin arkasındaki gücün sarsıcı etkisiyle karşılaştı. Bunu rahatlıkla söylemek mümkün. Halk gerçekten Sayın Öcalan’a hem güvenini ifade etti hem de iradesinin arkasında olduğunu gösterdi. Dolayısıyla bu konuda bir çelişki yoktu. Ancak devlete ve devletin mekanizmalarına, durumlarına karşı da muazzam bir güvensizliğin olduğunu gördük.
Mesela, hemen hemen her siyasi partinin temsilcisi bize, ‘Siz bu kadar kötülük yapan bir hükümetin gerçekten Kürt sorunu gibi devasa bir sorunu çözmek isteyebileceğine inanıyor musunuz?’ diye sordu. ‘Bu bir kandırmacanın parçası mı, bir anayasa değişimi ve 2028 seçimine giderken Tayyip Erdoğan'ın kendini yeniden seçtirme çabası mı?’ gibi çok yoğun kaygı ve kuşkuyla ifade edilen sorularla karşılaştık.
Bütün bunlara karşı tutumumuzu net bir şekilde ifade ettik. Bu, bir seçim ya da anayasa pazarlığı meselesi değil. Bu mesele, Türkiye'nin yüzyılına mal olmuş, Türkiye'nin bütün toplumsal sorunlarının başında yer almış bir meselenin çözümü sorunudur. Böyle yaklaşıyoruz. Hedefimiz bu, amacımız bu. Kimseyle bu konuda herhangi bir pazarlık süreci içerisine girmeyeceğimizi, tavrımızın ve tutumumuzun net olduğunu uzun uzadıya toplumumuza anlatmaya çalıştık.
Yoğun bir süreçti, uzun bir çalışma süreci evresi oldu bizim için. Ama çok öğreticiydi ve geliştiriciydi. Bu süreçten büyük bir moralle çıktığımızı da ifade etmek istiyorum. Çünkü toplumun barış isteği sadece Kürt toplumunun değil, Türkiye toplumunun da barış isteğinde ısrarcı olduğunu gösteriyor. Bu konuda kimsenin negatif bir tutum içerisinde olmadığını çok net bir şekilde görüyoruz. Bu durum bizi oldukça mutlu etti. Çabalarımızı, çalışmalarımızı ve bu açıdan yapmış olduğumuz planlamanın boş bir planlama olmadığı da bu vesileyle de açığa çıkmış oldu.”