Önder Apo’nun “Barış ve Demokratik Toplum” siyasal önermesi ve “Demokratik Komünal Birlik” paradigmasını değerlendiren araştırmacı yazar Ali Köylüce, bu yaklaşımın Mezopototamya’nın kadim komünal yapısı ve bölgedeki inanç topluluklarının direniş hafızası temelinde ele alınması gerektiğini vurguladı. Köylüce, paradigmanın ulus-devlet modeline karşı demokratik, eşitlikçi ve birlikte yaşamı esas alan yeni bir toplumsal düzen sunduğunu belirtti.
Köylüce, bu yaklaşımın sadece siyasi değil, aynı zamanda kültürel ve tarihsel boyutlarıyla da değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Gelinen aşamada, Demokratik Toplum Paradigması; Kürt, Türk, Arap veya Fars ulusçuluğu yerine, demokratik ulusun -sadece etnik kimlikler olarak değil, inanç ve cinsiyet dahil- Ortadoğu, Mezopotamya ve Anadolu’da halkların kardeşlik ve kurtuluş mücadelesinin formülü olarak, daha çok toplumsallaşarak ilerlemesi ve ortak bir kurtuluş projesine dönüşmesi demektir.
Halkların ve inanç kültürlerinin kendi öz değerleri ve hakikati ile birbirini ret ve inkâr etmeden; yan yana, bir arada yaşama çoğulculuğu içinde, insan üst kimliği ortak değerlerinde buluşan demokratik, özgür ve eşit halkların birliğine dayanarak, ortak vatanın eşit vatandaşları olarak demokratik bir ulusu yaratmaktır” dedi.
‘Barış ve Demokratik Toplum’ önermesi sürecindeki gelişmeleri tarihsel perspektiften örneklerle ele alan Köylüce, Ortadoğu, Mezopotamya ve Anadolu’da egemenlikçi devlet sistemlerine karşı yerel halk hareketlerinin geliştirdiği demokratik komünal inanç felsefeleri ışığında, Önder Apo'nun ‘Demokratik Komünal Birlik’ önerisinin Mezopotamya’nın tarihsel ve kültürel birikimiyle ilişkisini şu tarihi veriler ışığında değerlendirdi:
“Mezopotamya ve Ortadoğu'da, demokratik ve sosyal halk hareketleri olarak merkezi devlet sistemlerine karşı, halkların yerel kültürlerinden beslenen, muhalif ve alternatif hareketler ortaya çıkmıştır. Özellikle Mazdek inancından etkilenen ve bu inancın birçok değerlerini, Emevi İslamına karşı, İslam içinde yeni bir yorum geliştiren Fatimiler, Karmatiler, Zenc-(i) Köle Hareketi, Babek, İsmaililer, Deylemend Hasan Sabah–Alamut, Reya Haq -Alevilik, Ezdailik, Nusayrilik, Ehl-i Haq -Yarsanilik ve Dürzilik gibi çeşitli inanç toplulukları bulunmaktadır.
Mezopotamya ve Ortadoğu’da demokratik komünal halk hareketleri, bölgede M.Ö 4000’lerde yaşamış çok tanrılı ‘Sümer Şehir Devletleri’ uygarlıklarına kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Tanrıları temsil eden yöneticilerin teokratik otoritesini veya gücünü dengelemek için kurulan, halkın haklarını ve çıkarlarını savunan halk meclisleri veya ihtiyar meclisleri gibi bir toplumsal yaşamın birikimleri ve deneyimleri üzerinden şekillenen, egemenlikçi merkezi devletlere karşı, komüne dayalı Rıza Şehri tarihsel meclislerinin yönetsel iradesini temsil eden demokratik komünal deneyimleri de ortaya çıkarmıştır.
Daha doğrusu, avcı-toplayıcı ilkel komünal toplumdan sonra, tarım ve hayvancılığa dayalı, çoban ve çiftçilerin (Neolotik Çağ’da) toplumsal yaşamı üzerinden elde edilen artı değerin ortaya çıkardığı güce karşı, zora dayalı köleci sisteme karşı halkın komünal birliğine dayalı çıkarlarını koruma mücadelesi de hep devam etmiştir.
Egemenlikçi, otoriter ve teokratik devletler, iktidarlarını politika olarak tanrıları temsil eden dini ideolojilere dayandırırken; demokratik karakterli muhalif toplumsal hareketler ise insani ve paylaşımcı inanç felsefelerine dayalı bir inançsal motivasyonla karşılık veriyordu.
Çok tanrılı dönemden tek tanrılı dinlere kadar, merkezi devletlerin önce karşı çıkıp mücadele ettiği Zerdüştilik, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet’in savunucu ve yayıcıları olan peygamberleri ve ilk yayan havari veya sahabelerine karşı her türlü saldırı ve yasaklara rağmen, halkın içinde yayılmasını durduramayınca, toplumcu lider ve kadrolarını katledip, bu dini ideoloji ve teolojileri devlet kontrollerine alarak; kendi sistemlerinin otoritelerine göre yeniden dizayn edip merkezi devlet dini olarak, yönetimlerin otoritelerine bağlı kadrolarla bu teokratik devletlerin ideolojilerine dönüştürülmüştür.
Bu süreçler yaşanırken, halkçı mücadele veren muhalifler; toplumcu ilke ve değerleri savunarak, kendi yaşam ihtiyaçlarına göre geliştirdiği ahlaki, etik ve komünal bir sistem oluşturmaya çalışmış, kendi kutsallarını, ritüellerini ve yaşam moral değerlerini yeniden düzenleyerek, idari sistemiyle birlikte her zaman alternatif bir modeli geliştirmeye çalışmıştır.
Bu topluluklar, tarihsel olarak bölgedeki muhalif ve yenilikçi sosyal ve siyasi yapılarla etkileşim içinde olmuşlardır. Demokratik toplum hareketleri ise genellikle bu inanç topluluklarının yanı sıra etnik ve kültürel grupların da katılımıyla şekillenmiştir.
Mezopotamya ve Ortadoğu’da, son bin yıllardan itibaren bölgedeki merkezi otoriter devletler- Sasani, Emevi, Abbasi, Selçuklu, Bizans, Roma ve Osmanlı gibi krallıklar ya da imparatorluklar- ile günümüzdeki Türk, İran, Irak ve Suriye ulus-devletlerinin büyük katliam ve kıyımlarına rağmen hâlâ varlık mücadelesi veren bazı muhalif inanç ve halk hareketlerine birlikte göz atalım.
Ortadoğu, Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasında şu an yaşanan devlet ve devlet dışı dini ve politik mücadelelerden nedeniyle, Reya Haq -Alevilik, Ezdailik/Êzidîlik, Ehl-i Haq veya Yarsanilik, Nusayrilik ve Dürzilik gibi inanç ve halk topluluklarına kısaca bakalım.
ALEVİLİK
‘Rea Haq’ (veya ‘Rêya Haq’) Kürtçede ‘Hak Yolu’ anlamına gelir.
Alevilik inancında temel bir kavramdır ve inancın özünü, yaşam felsefesini ve yol anlayışını ifade eder.
Rêya Haq: Aleviliğin inanç sisteminde Hakk’a (Tanrı’ya) giden yol anlamındadır. Bu yol, insanı merkeze alan, doğayla uyumlu, adaletli, eşitlikçi, ahlaki ve vicdani temellere dayanan bir yaşam biçimidir. Reya Haq, sadece bir inanç değil; aynı zamanda bir yol tutma, bir edep–erkân sistemidir. Alevi yolunda kişi, kendi nefsiyle mücadele ederek olgun insan (kâmil insan) olmaya çalışır. Burda öne çıkan önemli kavramlar şunlardır: Eline, diline, beline sahip olmak; ikrar vermek (yola girmek), müsahiplik (yol kardeşliği), semah dönmek ve cem erkânına katılmak.
Alevilik: Tarihsel olarak kadim insani değerlere dayanan ve Mezopotamya’nın inanç ve kültür sisteminden beslenen, Zerdüştilik, Mazdekilik ve İslam’la ilişkili; Hz. Ali’yi ve Ehli Beyt’i esas alan ama Sünni İslam’dan farklı olarak mistik, tasavvufi ve halkçı bir anlayışa sahip, kendine özgü kutsalları, ritüelleri ve kuralları olan bir inanç ve yaşam biçimidir. Anadolu, Mezopotamya ve İran coğrafyasında yüzyıllardır varlığını sürdürmüştür.
Aleviliğin temel ilkeleri arasında: Tevhid (birlik) anlayışı, insan-ı kâmil ideali, doğa sevgisi, dadın-erkek eşitliği, toplumsal adalet ve rızalık hukuku bulunur.
Alevilikte ibadet yeri cami değil, cem evidir. Dua dili ise Arapça değil, genellikle Türkçe ile Kürtçe ve Kürtçenin lehçeleri olan Kurmancî ve Kirmanckî/Dimilî gibi halk dilleridir. Deyişler, nefesler ve semahlar bu inanç yolunun dilidir.
Reya Haq’ta sıkça kullanılan bir söz: ‘Yol bir, sürek bin bir’
Bu söz, Alevilikte herkesin hakikate kendi anlayışıyla ulaşabileceğini, ancak asıl amacın Hak’ta buluşmak olduğunu ifade eder. Dil ile yol birdir; yani dilin kaybı, kültürün ve inancın da zayıflaması anlamına gelir.
Nusayrilik: İslam'ın bir başka heterodoks yorumudur ve Suriye, Türkiye ve Lübnan'da yaygın bir inançtır. Nusayriler, Hz. Ali'yi ilahlaştıran ve bazı eski dini unsurları da içeren bir inanç sistemine sahiptir. Tarih boyunca siyasi olarak marjinalleşmiş ve kendi toplumları içinde kapalı bir yaşam sürmüşlerdir. Ancak son yıllarda, Suriye iç savaşının etkisiyle, siyasi ve toplumsal hayata daha fazla dahil olmuşlardır.
Ehl-i Haq, Kakailik-Yarsanilik: İran’ın batısı (Doğu Kürdistan), Irak’ın kuzeyi (Güney ve Güney Doğu Kürdistan’ın bazı bölgeleri) ile Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde, özellikle Kürtlerin yaşadığı bölgelerde yaygın olan bir inanç sistemidir. Yarsanilik, İslam, Zerdüştlük, Mazdekilik ve diğer yerel inanç unsurlarını bir araya getirir. Yarsaniler genellikle gizli bir topluluk olarak yaşar, inançlarını dışarıya pek yansıtmazlar. Ayrıca Reya Haq’a inanan Kürt Alevileri ile önemli oranda aynı değerlere inanır ve yaşarlar.
Dürzilik: Orta Doğu'ya özgü tek tanrılı bir inanç sistemidir. Suriye, Lübnan, İsrail ve Ürdün'de yaygındır. İslam'ın bir kolundan köken almış olsalar da kendi özgün inanç sistemlerini geliştirmişlerdir. Dürzilik özellikle gizemcilik ve reenkarnasyon inançlarına odaklanır. Dürzi toplumu genellikle kapalı bir topluluktur ve dini liderler tarafından yönetilir. Tarih boyunca siyasi ve sosyal olaylara karışmış ve kendi kimliklerini korumak için mücadele etmişlerdir. Yaşam biçimleri, Alevilik, Nusayrilik ve Yarsanilik-Ehl-i Haq gibi seküler toplumsal yapılarla benzer şekilde, kadın ve erkeğin ortak katılımına dayalı ilişkilere açıktır.
DEMOKRATİK TOPLUM HAREKETLERİ
Mezopotamya ve Ortadoğu'daki demokratik toplum hareketleri, bu inanç topluluklarının yanı sıra etnik ve kültürel grupların da katılımıyla şekillenmiştir. Bu hareketler, insan hakları, demokrasi, özgürlük ve adalet gibi evrensel değerleri savunur ve çoğunlukla siyasi baskılar ile otoriter rejimlere karşı mücadele etmektedir.
Bu inanç topluluklarının her biri, özgün inanç sistemleri, kültürel gelenekleri ve sosyal yapılarıyla bölgenin kültürel çeşitliliğine katkıda bulunmaktadır. Aynı zamanda bu topluluklar, bölgedeki siyasi ve sosyal olaylardan etkilenmekte ve kendi kimliklerini korumak için mücadele etmektedir. Demokratik toplum hareketleri ise, bu toplulukların katılımıyla bölgedeki siyasi ve sosyal dönüşümlerde önemli bir rol oynamaktadır.”
Önder Apo’nun geliştirdiği paradigma ve günümüz siyasal ile toplumsal krizlerine sunduğu perspektifleri de değerlendiren Köylüce, şu tespitlerde bulundu:
“Demokratik Toplum Paradigması’nın bölgedeki tarihsel arka planı, sosyal, toplumsal ve inançsal kültürel damarlarının hâlâ yaşaması; özellikle yukarıda belirttiğim, özünde komünal yaşam ilkelerine dayanan inanç ve kültürel farklılıkların -Kürt, Türkmen, Azeri, Fars ve Arap gibi etnik grupların-günümüz toplumsal ihtiyaçları çerçevesinde Abdullah Öcalan tarafından geliştirilen Demokratik Toplum-Ulus ortak yaşam paradigması, paylaşımcı ve barışçıl bir yapıya sahiptir. Farklılıkları saygı ve tolerans ilkeleriyle, ortak yönetim ve yaşama katarak, kadim insanlığın geçmişten günümüze taşıdığı etik, ahlaki ve insani değerleri güncelleyip geliştirerek gelecek kuşaklara taşımayı hedeflemektedir. Ayrıca, bölgedeki ulus devletlerin halkları, etnik kimlikleri, kültürleri, inançları ve kutsalları birbirine karşı kullanmasını engellemeyi, savaş ve çatışmaya vesile yapılan inkâr ve yasakları ortadan kaldırarak bölge coğrafyasını barış ve özgürlük kıtasına dönüştürecektir.
Bu paradigmanın önündeki en büyük engel ise bölgedeki ulusal ırkçılık ile İslam’ın gerici-fundamentalist politikasıdır. Bu politikaları kullanan her iki kesim, son yüz yıllık devlet olma imkanlarını da kullanarak direnmeye çalışsa da Irak ve Suriye’de önemli oranda çözülmüş ve toplumsal desteklerini kaybetmişlerdir. Türkiye, ulusal ırkçılık ile bölgenin Sünni dini gericiliğinin hamiliğini yaparken; İran ise Şii İslam’ın en gerici organizasyonuna ve Fars ırkçılığına dayalı bir devlet olarak halkların nefreti altında her geçen gün otoritesini kaybetmektedir.
Ana omurgasını Kürt halkının çeşitli kesimlerinin oluşturduğu ve bölgenin tarihsel dinamikleriyle buluşma sürecindeki bu yeni paradigma, savaş şartları altında dahi Rojava’da geliştirdiği uygulama modeliyle önemli bir sosyal yaşam ve güven örneği yaratmıştır.
Bu mevcut uygulama bile, ulus devlet veya egemenlikçi devlet sistemine karşı halkların ortak yaşam sisteminin en önemli alternatifi olduğunu göstermiştir.
Bu çerçevede, Abdullah Öcalan’ın ‘Demokratik Komünal Birlik’ önermesinin Mezopotamya’nın tarihsel ve kültürel birikimi ile ilişkisini değerlendirirsek; günümüz şartlarında, Mezopotamya ve Ortadoğu’da ortaya çıkan demokratik komünal halk hareketleri, bölgedeki tarihsel, kültürel ve siyasi yapılar çerçevesinde şekillenmiş alternatif bir toplumsal örgütlenme modelidir.
Özellikle son yıllarda devlet odaklı iktidar yapılarının karşısında geliştirilen bu model, doğrudan demokrasi, toplumsal cinsiyet eşitliği, ekoloji, inanç özgürlüğü ve yerel özyönetim ilkeleri temelinde halkın katılımını önceleyen bir sistem kurmayı hedefliyor.
‘Demokratik Toplum Paradigması’nı şu pratik örneklerle inceleyelim:
1- DEMOKRATİK KONFEDERALİZM/ ROJAVA ÖRNEĞİ
Abdullah Öcalan tarafından geliştirilen ‘Demokratik Konfederalizm’ teorisi, devletin yerine halk meclislerine dayalı bir özyönetim modelini savunur.
Bu model şu ilkeler üzerine kuruludur:
Doğrudan Demokrasi: Temsili değil, halkın doğrudan karar süreçlerine katıldığı sistem.
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Eşbaşkanlık sistemi ve kadın meclisleri gibi yapılar aracılığıyla kadınların aktif rol alması sağlanır.
Ekolojik Toplum: Doğa ile uyumlu, yerel tarıma ve çevreye duyarlı politikalar ve örgütlenmeler.
Etno-Kültürel Çoğulculuk: Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler, Türkmenler, Aleviler, Êzidîler, Dürziler, Nusayriler, Hristiyanlar, Müslümanlar ve Ateistler gibi farklı, çok dilli etnik ve inanç(sız) kültürlerin bir arada eşit yaşaması.
1)ROJAVA DENEYİMİ (KUZEY VE DOĞU SURİYE):
2012’de Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan bu yapı, Cizîr, Efrîn ve Kobanê kantonlarıyla başlayıp, daha sonra Qamişlo ve Arap aşiret topluluklarının yaşadığı bölgelere de genişlemiştir. Bölgede yaşayan halkları ve inançları bir arada, demokratik katılımcı bir sistem içinde örgütlemeyi başarmıştır. Bunu, demokratik özerklik temelinde, halk meclisleri, komünleri, kadın örgütleri ve kooperatifler kurarak, ulus-devlet modeline alternatif bir sistem olarak örgütlemiştir.
2- ŞENGAL DEMOKRATİK ÖZYÖNETİMİ:
Êzidî Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Irak’ın Şengal bölgesinde, 2014’te IŞİD saldırılarının ardından YBŞ (Şengal Direniş Birlikleri) ve sivil meclisler aracılığıyla demokratik komünal bir yapı inşa edilmeye çalışılmıştır. Bu yap,ı Rojavada’ki deneyimden etkilenmiştir.
Bu çerçevede:
*Halk meclisleri, kadın meclisleri, eğitim ve ekonomi komiteleri gibi kurumlar kurulmuştur.
*Êzidî inanç özgürlüğü korunurken, kadınların toplumsal hayata katılımı artırılmıştır.
3- BAKUR (KUZEY KÜRDİSTAN):
2000’li yılların sonları ile 2010’ların başında, Türkiye’nin güneydoğusundaki bazı Kürt yerleşim yerlerinde demokratik özerklik modeli uygulanmaya çalışılmıştır.
Bu süreçte:
*Yerel halk meclisleri, kadın kurumları ve gençlik komiteleri kuruldu.
*Kooperatifleşme çalışmaları yapıldı.
*Ancak devletin baskısı, kayyum atamaları ve operasyonlar nedeniyle birçok tutuklama yapıldı ve bu uygulama büyük ölçüde tasfiye edildi.
4) ORTADOĞU’DA TARİHSEL KOMÜNAL YAPILAR
Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği bu paradigma ve hareketin kökeni yalnızca modern ideolojilere değil, Mezopotamya’nın tarihsel toplumsal yapısına da dayanmaktadır.
*Aşiret ve kabile federasyonları- meclisleri, uzun süredir yerel yönetimde halkın katılımına dayanırdı.
*Köy komünleri ve dayanışma ekonomileri, tarımsal üretimde ortaklaşmayı içerirdi.
*Kadim Mezopotamya kent devletleri (Rıza Şehri) bile zaman zaman halk meclisleri ile yönetilmiştir.
BU KONUDAKİ ELEŞTİRİ VE TARTIŞMALAR
Bu hareket, özellikle sol/sosyalist çevrelerde büyük ilgiyle takip edilse de çeşitli eleştiriler de yapılmaktadır. Ancak Alevi kurumları ve entelektüel kadrolar, bu paradigmayı yeterince inceleyip algılayamamışlardır.
Tarihsel olarak Alevi felsefesi ve yaşam sistemine benzerlikler içermesine rağmen, ‘’Rıza Şehri’’ yaşam modelinin günümüze Demokratik Toplum Paradigması olarak uyarlanmış olduğundan bihaber durumdadırlar. Bu durum sadece Türk/Türkmen ve Arap Alevilerde değil, Kürt Alevilerin kurumlarında da aynıdır.
Tartışmanın bir başka noktası ise;
*Güçlü bir ideolojik merkeze (özellikle Kürt hareketi ile ilişkisi) sahip olması nedeniyle, tam anlamıyla tabandan mı yoksa yukarıdan aşağıya, tavandan mı örgütlendiği tartışmalıdır.
*Savaş koşulları, dış müdahaleler ve ekonomik ambargolar sistemin sürdürülebilirliğini zorlamaktadır.
*Demokratik meşruiyet ve çoğulculuk ise zaman zaman güvenlik kaygılarıyla sınırlamaktadır.
“Mezopotamya ve Ortadoğu’da tarihsel halk hareketlerine dayanan, devletçi yapılara ve otoriter rejimlere alternatif olarak doğmuş ve halen coğrafyada varlığını sürdüren, önemli oranda devlet dışı yaşayan inanç ve etnik grupların değerlerini korumak için direndiği bu süreçte, özellikle Kürt Hareketi ve Abdullah Öcalan öncülüğünde geliştirilen demokratik toplum paradigmasıyla yeni bir toplumsal sözleşme arayışı başlatılmıştır” değerlendirmesi yapan Köylüce, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu muhalif inanç ve gruplar, ulusalcı dini-devletlere karşı Kürt Hareketi Önderliğinin paradigması içinde ve yanında yer alarak bölgede demokratik bir yaşam sistemini yeniden kurmayı başaracaktır.
Bu hareket, yerel demokrasi, cinsiyet eşitliği ve halkın doğrudan katılımı açısından ilham verici örnekler sunarken; mevcut siyasi ve askeri koşullar, bu modelin kurumsallaşmasını ve yaygınlaşmasını sınırlamakta ya da engellemektedir.”