Yüksel Genç: Sokak, Meclis Komisyonu’nun ne yapacağını görmek istiyor

Sosyo Politik Saha Araştırma Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç, halkın Meclis’in sürece aktif katılımı yönündeki talebinin güçlü olduğunu belirtirken, Komisyon'un söylemlerinden çok atacağı somut adımların önem taşıdığını vurguladı.

Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleştirilmesi amacıyla Meclis çatısı altında bir komisyon oluşturuldu. Geçtiğimiz hafta salı ve cuma günleri ilk iki toplantısını gerçekleştiren ve Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi adını alan komisyon, aralık ayına kadar çalışmalarına devam edecek.
Peki, halk meclis çatısı altında bir komisyon kurulmasına nasıl bakıyor? Halkın bu komisyondan beklentileri neler?

Sosyo Politik Saha Araştırma Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç, Meclis çatısı altında kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi” Komisyonu’na dair halkın beklentilerini değerlendirdi.
Yüksel Genç, saha çalışmalarında halkın meclisin sürece dahil olmasını uzun süredir talep ettiğini belirterek, “Sokak, artık sözden çok eyleme bakıyor” dedi.

HALK ZATEN MECLİS’İN İŞİN İÇİNE GİRMESİNİ TALEP EDİYORDU

Geçen hafta ilk toplantılarını yapan komisyonun aralık ayına kadar çalışacağını hatırlatan Yüksel Genç, geçmiş saha araştırmalarına atıfla şunları söyledi:

“Zaten başından beri Meclis’in sürecin sorumluluğunu üstlenmesine dair sokak talebi oldukça yoğundu. Bizim yaptığımız saha araştırmalarında, bu konuda neredeyse üç kişiden en az ikisi sürecin, Meclis’in de işin içine girerek ve bazı güvencelerini meclis üzerinden oluşturarak yürütülmesi konusunda mutabık ve talepkardı. Dolayısıyla Meclis’in bir komisyon marifetiyle bile olsa sürece girmesi, sürecin sorumluluğuna dair kendisine bir alan açması, bu taleplerin ve beklentilerin bir nevi duyulması ve onlara uygun davranmanın bir parçası olma çabası gibi de okunabilir.

Sokağın ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi sürecin sorumluluğunu üstlensin, yasal güvencelerini oluştursun ve sürecin kendi resmiyetini kursun’ talebine bu komisyon ne kadar denk gelir? Bu komisyon bunu ne kadar belirler? Şu aşamada söylemek mümkün değil elbette. Ama bu komisyonu, neredeyse mecliste —İYİ Parti’yi saymazsak— pek çok grubu bulunan parti temsilcilerinin yer alması itibarıyla bir mini meclis temsil grubu ya da Türkiye temsil alanı gibi düşünmek pekâlâ mümkün olabilir.

Buradaki bir diğer konu şu: Sokak, meclisin siyasal sorumluluğu üstlenmesini isterken aslında meclise birkaç anlam yüklüyordu. Bir tanesi iktidara dönük güvensizlikle ilgili. Geçmiş barış ve çözüm süreçlerinde ortaya çıkan sonuçların bir türlü yasal statüye kavuşamamış olması, güvencelerinin kurulamamış olması ve 2013-2015’in iktidar üzerinden kilitlenmesi; öncesi süreçlerin ise daha sivil ve güvenlik bürokrasisi etrafında kilitlenmiş olmasının getirdiği güvensizlik bağlamıyla da ilgili. Ama halk, öte yandan Kürt meselesinin Türkiye’nin temel bir meselesi olarak hem toplumsal barışı hem sistemsel dönüşümü içeren bir mesele olduğunun farkında olarak bunu istiyordu.

Meclis’i de Türkiye toplumunun hem bir temsil alanı dolayısıyla bağlayıcı söz kurabilecek yer olarak, hem bir güvence alanı hem de Kürt meselesinin çözümünde yasal bağlayıcı süreçlerin kurulabileceği mekân olarak algılıyor sokak. Ayrıca, Türkiye siyasal toplumunun onay ve sorumluluğu etrafında daha gerçekçi bir çözümün geliştirilebileceği bir alan olarak da ele alıyor. Meclis komisyonu bunu ne kadar karşılar? Bunu biraz yaşayıp göreceğiz.”

HALA BAZI KAYGILAR VAR

Halkın komisyona olumlu baktığını, ancak “beklentilerle uyumlu işlev görebilir mi?” sorusunun hâlâ akıllarda olduğunu söyleyen Genç, sokağın değerlendirmelerini ve en sık dile getirdiği soruları şöyle sıraladı:

“Meclisin, komisyon marifetiyle de olsa süreç sorumluluğuna dahil olmuş olmasını önemsemek; ama bundan sonra bu komisyonun, Meclis açısından vizyonu ve misyonu doğrultusunda gerekli işlevleri yapan bir organ olarak hareket edebileceği süreçleri gözlemek de gerekecek. Sokağa baktığımızda, Meclis’in sorumluluk almasını isteyenlerin oranı çok yüksekken, komisyon kurulduğundan beri komisyonu olumlu bulanlar da yine yüksek; ama komisyonun beklentilerle uyumlu işlev görebileceğine dair küçük bazı kaygıların olduğunu söylemek mümkün.

Örneğin sokakta en çok duyduğumuz sözlerden biri şu: ‘Bu komisyon sürecin yasal güvencelerini sağlayabilecek mi? Bu komisyon sürecin ihtiyaç duyduğu yasal düzenlemeleri yapabilecek mi ya da yaptırabilecek mi? Bu komisyon, Kürt meselesinin çözümüne dair çok önemli bir virajı ifade eden, yeni toplumsal sözleşmenin altyapısını kurabilecek mi? Yoksa bu komisyon mecliste kurulmuş herhangi bir konu komisyonu gibi sınırlı mı kalacak, işlevsiz mi kalacak, iktidarın çizdiği sınırların dışına çıkmayacak mı, bir tür iktidarın süreci işletme biçimine, belki de oyalama biçimine dahil olarak mı devam edecek?’ Bu gibi sorular sokakta var.

Bu soruların yanıtlanabilmesinin ya da bu kaygıların giderilebilmesinin en önemli adresi, Meclis’te kurulmuş komisyonun nasıl işlevleneceği meselesi. Doğrusunu isterseniz, meclis komisyonu kurulduğu gün Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un yapmış olduğu konuşmayı sokak önemsedi. Yeterli bulmamakla birlikte sokak çok önemsedi. Çünkü süreç başladığından beri siyaset içerisinde, MHP lideri Devlet Bahçeli’yi saymazsak, iktidar ve genel siyaset içerisinde bağlayıcı bir organdan bu kadar açık barış, demokrasi ve yeni bir Türkiye vizyonuna ait söylemler duyulmamıştı. Ortaklaşma, kardeşleşme, yeni bir Türkiye tarifi tartışmasını duyamamıştık. Meclis Başkanı’nın komisyon açılışında yaptığı konuşma bu anlamda kıymetli bulundu.

Ama çok uzun zamandır, -özellikle Kürdistan sokağı ve Kürt halkı açısından söylüyorum-, söylemlerden çok pratiklere bakan bir sokağımız var. Bunun nedeni, yaşanmış süreçlerin ortaya çıkardığı güvensizlikler; farklı süreçlerin ortaya çıkardığı akamete uğramalar. O yüzden söylemleri, sözcükleri elbette çok önemsiyorlar, buna kıymet veriyorlar ama pratik istiyorlar. Sokak, Meclis Komisyonu’nun ne yapacağını görmeyi tercih ediyor.”

93’TEN BU YANA ÖNEMLİ BİR AŞAMA

Sürecin tarihsel boyutuna değinen Genç, bugünkü tabloyu geçmişle kıyasladı:

“Hem PKK’nin fesih ve silahsızlanma kongresi hem meclisin inisiyatif alarak —ya da aslında sorumluluk üstlenerek— komisyon kurması, bizim 2013-2015 sürecinde görmediğimiz ama olması beklenen iki aşamaydı. Bu aşamayı biz o süreçte bir türlü göremedik, sürecin akamete uğratılması nedeniyle. Yine hakeza gerek 1999 gerek 2009-2010 Oslo süreçleri düşünüldüğünde benzer biçimde meclis, yani siyasal alan, temsil alanı sorumluluk üstlenmemişti. 1999 ve öncesindeki süreç ise askeri vesayetin derin çeperi içine hapsolmuş olan mesele nedeniyle siyaset alanının bile gündemi içine girememişti.

Dolayısıyla aslına bakarsanız, 1993’ten bu yana her dönem Kürt meselesi, askeri ve vesayet bürokrasisinden güvenlik bürokrasisine, oradan da sivil bürokrasiye, ardından siyasal bürokrasiye ve siyaset yapan temsil alanına doğru peyderpey, aşama aşama yol almış görünüyor. Bugün geldiği nokta doğru bir nokta. Çünkü Kürt meselesi, 100 yıllık bir mesele olarak, mevcut Cumhuriyet’in kuruluşundaki bazı arızaları ve aksaklıkları gidermek, dönüştürmek üzerine ortaya çıkabilecek koşullarla hal yoluna girebilecek bir alan. Hakeza şiddet üretmeyen bir pozisyona girebilecekse, bu konudaki en yetkili, en bağlayıcı yerlerden birinin —en azından resmi ve yasama düzleminde— meclis ve siyaset alanı olduğu aşikâr. Şimdi meclis ve siyaset alanı topa girmiş durumda. Bu anlamda oldukça önemli.”

Yüksel Genç, Komisyon’un rolünü ise şöyle özetledi:

“Meclis üzerinden, Türkiye toplumunun temsil ve siyaset alanı üzerinden ortak ve çözümleyici, demokratik dönüşüm ve özgürlükleri tanımlayıcı, hukuksal, toplumsal ve aynı zamanda bürokratik dönüşümü tetikleyecek bir iradenin de harekete geçmesi gerekiyor. İşte Meclis Komisyonu, kendisini bu iradeleri açığa çıkaracak ya da tetikleyecek bir pozisyonda tarifleyebilir, işlevli kılabilir; kısır tartışmalar ve gündemler içerisinde kaybolmazsa, hakikaten belki de Kürt meselesinde hiç olmadığı kadar önemli bir viraj aşılmış olacak.

Şiddet ve gerilim meselesi ciddi anlamda ötelenmiş ve belki de tarihin bu mesele nezdinde arka sayfalarına atılmış olacak. Burada meclisin oynayacağı rolün ve de meclisin kendine biçtiği özne, kurucu ya da çözüm sahası pozisyonunun çok önemli olduğunu söylemek gerekiyor. Ama kısır tartışmaların yeri olursa, iktidar tarafından yaratılmış gündemler peşinden giden, açılıp kapanan bir yerde durur, havale edilmiş komisyon mantığına uygun bir komisyon işlevi görürse, sürece yazık olur ve süreç yine belli güç odakları arasında tartışılmak durumunda kalır.”